31 Aralık 2007 Pazartesi

MUTLULUKLA GEÇECEK YENİ BİR YIL DİLİYORUM

Evet arkadaşlar mutlulukla hüzünle bazende kalp kırıklıklarıyla bir yılı daha geride bıraktık. 2008 yılında tüm dostlarımın arkadaşlarımın huzurlu mutlu sağlıklı bir yıl geçirmesini diliyorum. Bu gece 12 de dileklerimiz söyleyelim bellimi olur belki bu sefer yakalarız şansı. Hepinize MUTLU YILLAR

26 Aralık 2007 Çarşamba

Sizce de Doğrumu

Farkında olmayabilirsin ama %100 doğru diyorlar
1. Bu dünyada uğrunda ölebileceğin en az iki kişi vardır.
2. En azından 15 kişi öyle ya da böyle seni seviyordur.
3. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin tek sebebei, aslında sadece senin gibi olmak istemesidir.
4. Senden gelecek bir gülümseme bazılarına mutluluk getirebilir, o senden hoşlanmasa bile.
5. Her gece, BİRİSİ uykuya dalmadan önce seni düşünüyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsin.
7. Çok özel ve teksin.
8. Varlığını bile bilmediğin biri seni seviyor.
9. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığın zamanda bile, ondan hayırlı birşey çıkar.
10. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hissedersen, dön ve bir daha bak.
11. Her zaman aldığın iltifatları hatırla. Kaba sözlerin hepsini unut. Ve hep hatırla.... Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste!

İyi arkadaşlar yıldızlar gibidir, onları her zaman göremeyebilirsin ama orada olduklarını bilirsin. "Bir dosttan tek bir gül ve güzel bir sözü ben onunlayken almayı, öldükten sonraki bir kamyon dolusu çiçeğe tercih ederim."

:))

İçeride bedenimi unutup düsüncelerimle kalayım dedim, onlarda kursuna dizilmis ;ama umutsuzluk bize yasak!! Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa, Orada itimat ve itaat vardır, İtimat ve itaatın olduğu yerde Disiplin vardır, Disiplinin olduğu yerde Huzur, Huzurun olduğu yerde Başarı vardır.... Hayat kısa, Kuralları yık, Kolay affet, Yavaşça öp, Kalpten sev, Kahkahalara boğul, Ve yüzünü güldürmeyi başaran hiçbir şeye sırtını dönme

17 Aralık 2007 Pazartesi

Bayram

En içten dileklerimle herkesin bayramını kutlarım. Her gününüzün bir öncekinden daha güzel anlamlı geçmesi dileklerimle. Ben ve benim gibi içinde o muzip mutlu çocuğu yaşatan herkez için şarkımı gönderiyorum

Doğum Günü

Blog dünyasından tanıdığım yaklaşık 2 aylık süre zarfında kendime çok yakın hissettiğim her an acaba yazı yazdımı acaba bana yorum bıraktımı diye sürekli kontrol ettiğim thegoldbaby nin ve oğlu kömür gözlümüz beratın doğum günüydü . İkinizinde ulaşmak istediği hedefe sağlıkla mutlulukla ve huzurla ulaşmanız dileklerimle

D O Ğ U M G Ü N Ü N Ü Z K U T L U O L S U N

16 Aralık 2007 Pazar

Yine bir pazar

Oldum olası pazar günlerini sevmem günlerin içinde en soğuk geçen gündür pazar benim için. İlkokula giderken otomatik çamaşır makinesi olmadığı için (belki de vardı ama bizde yoktu merdaneli makineyi hatırlıyorum ben)annem pazar günleri yıkardı çamaşırları. Bende temizlik olduğu için evde sevmezdim ertesi gün okul olduğu için tatil bittiği için vs vs...Allahtan artık otomatik makineler varda bende kızımda rahatız. Sırf bu yüzden olsa gerek cuma akşamı işten gelince hemen makineye çamaşır atarım cumartesi temizlik yapar pazar günleride ütü yaparım hem bir güne çok işim birikmez hemde kızımla her an istediğimiz şekilde vakit geçiririz.
Panora yeni açılmış olmasına rağmen sıkıldık oraya gitmekten evimize yürüme mesafesinde olduğu için canımız sıkıldığında gittik hafta sonları. Bir noktadan sonra umutla beklenen şeylerde insana sıkıcı yorucu gelebiliyor. Ne kadar doyumsuz oluyor insanoğlu bir şeyi elde ettikçe başka bir şey istiyor. Doğamızda olsa gerek bu özelliğimiz

12 Aralık 2007 Çarşamba

Sararmış Yapraklar

Dün akşam kitaplığımı yerleştiryordum. Orada olduğunu bile unuttuğum 1991 yılında ilk sayfası yazılmış hatıra defterimi buldum. Her sayfayı tek tek okudum ne maniler ne iltifatlar ne güzel sözler varmış. Hüzünlenerek çevirdim sayfaları anılarım tekrardan canlandı gözümün önünde . Arkadaşlarım nerede ne yapıyor acaba şimdi sabah facebook ta aradım ama bir çoğuna ulaşamadım . Belki bir gün hiç ummadığım bir anda karşılaşırım arkadaşlarımla

11 Aralık 2007 Salı

Mutluluk

Sonunda Mutluluk Filmini izleyebildim yaklaşık bir sene önce kitabını okumuş çok etkilenmiştim. Bir türlü fırsatını bulupta filmi seyretmeye gidememiştim. Akşam mısırımızı patlattık çayımızı demledik başladık filmi seyretmeye . Bir kez daha etkilendim filmden konusundan özgün bir dille senaryoya aktarılmasından . İnsan ilk önce kitabı okuyupta sonradan filmi seyredince daha farklı bir gözle bekliyor yaşanılacak olanları. Acaba üvey anne rolünde , bibi rolünde en önemliside amca rolünde (ana karakterleri biliyordum) kim olacak diye merakla bekliyor. Aslında kitaptaki sonla filmdeki son birbirinden çok farklı. Sonuçta iki sonda güzeldi. İzlemeyen yada kitabı okumayan varsa şiddetle tavsiye ederim . Özgü Namal, Murat Han , Talat Bulut yapabileceklerinin en iyisini yapmışlar bence. Ödülede doymuyor film Hakkettiğini alıyor

10 Aralık 2007 Pazartesi

Herkese Günaydın

Herkese benden kocaman kucak dolusu günaydınlar. Yine yeni bir haftaya başladık her zamanki gibi düşüncelerle ama her sefer değişen yaşanılanların ardında kalan duygularla düşüncelerle. Cuma akşamı bu TÜRK adeti değil densede canımın içinin mutlu olması için yılbaşı ağacımızı bu sefer bir değişiklik yaparak ailece süsledik. Genellikle ben süslerdim güzel kızım sabah kalktığında sürprizle karşılaşsın diye . Bu da hoşuma gitti ama biraz düzensiz olsada meleğim istediği gibi yerleştirdi süsleri ağacımıza. Küçük olmak ne kadar güzel ufacık bir değişiklik bile mutlu edebiliyor onları. Biraz büyünce mutluluktan alınan tatda bir o kadar değişiyor bu tür şeyler mutlu olmaya yetmeyebiliyor insana Her yaşın faklı tatları heyecanları olduğu gibi. Bu arada blogumu takip eden varsa merak edebilirsiniz deniz gözlü cimcime cuma günkü sınavda ne yaptı diye. Bestem bu haftada sevindirdi eşimle beni 4 yıldız almış. Biliyorsunuzdur belki 3. sınıfa kadar not olmayacak karnelerde yıldızlarla değerlendirilecek minik kalplerin karneleri. Nasıl olacak bilmiyorum ama bekleyip göreceğiz

7 Aralık 2007 Cuma

Trifsiz Sevinç

Bu gün içimde yine nedenini bilemediğim bir sevinç var. Düşünüyorum neden acaba diye sebebini bulamıyorum. Belkide sorgulamamalıyım nedenini sağlığımız yerinde allaha şükür. Minişimde bu aralar çok mutlu ediyor beni her cuma yazılı oluyorlar . ilk yazılıda bir kaç yanlışı vardı ikinci yazılıda yanlışı yoktu ama yazıları kötü olduğu için yıldız alamamıştı. 3. yazılıda 3 yıldız 4. yazılıda 4 yıldız 5. yazılıda 5 yıldız aldı bu gün altıncı yazılımız bakalım akşamki ödülümüz ne olacak. Kızımın aldığı yıldızlar bana minicik kalpten gelen bir ödül gibi geliyor. Geçen hafta çok sevinmişti inşallah bu haftada hepimiz seviniz. Ama bir dakika içimde tarifini nedenini bulamadığım sevinç belkide budur. Neden olmasın.

6 Aralık 2007 Perşembe

Hayatmı Kadermi Şansmı Ne demeliki

Dün sabah bir arkadaşım aradı ses tonundan yorgun ve kırgın olduğu belliydi. Neden böylesin dediğimde anlatmak istemedi . Israr edince de anlattı eşiyle kavga etmiş. Aynı dönemde evlendik biz arkadaşımla . Yaklaşık da 3-4 belki de 5 yıldır bu tür problemler yaşıyorlar bir ara ayrılmayı düşündü ama çocuğu olduğu için e eşini de sevdiği için yapamadı en önemlisi de çocuğunu babasından ayırmayı göze alamadı. Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun martı sevdiği denizi terk etmezmiş. Doğru değimli sizce de ? Problemleri genelde çok büyük olmuyor ama kavga bu çıktımı zor yatışıyor taraflar. Eşi iyi bir ailede yetişmiş işinde de çok sevilen bir insan. Bu nedenle de her şeyin en iyisini ben bilirim doğru kararları ben alabilirim tavrında. Arkadaşıma danışmadan evleriyle yaşamlarıyla ilgili kararlar alıyor buda arkadaşımın fikirlerine önem vermediği izlenimi yaratıyor bende. Arkadaşım eşinin kendisini sevmediğinden o kadar eminki evliliğimizi sadece yavrumuz için yürüttüğünü biliyorum bana 5 yıldır hiç seni seviyorum demedi sorduğumda da bana sorma böyle şeyler diyor ne düşüneceğimi bilemiyorum diye açıklıyor. Ben de anlatmaya çalışıyorum çoğu erkek böyledir sevdiğini ancak hareketleriyle sana karşı tutumu davranışıyla belli eder diye. O zaman da arkadaşım daha bir burkuluyor. Halecim sen ne diyorsun bana arkadaşlarından ailesinden daha farklı davranıyor. Eğer hareketlerine göre karar vereceksem sevip sevmediğine o zaman çoktan beri sevmiyor beni bu daha da üzücü bir durum diye açıklıyor. Farkındayım bu kırgınlıklar arkadaşımda büyük yaralar açtı. Ama benim anlamamla sonuç değişmiyor. Eşinin de farkına varması gerekli. Ailesiyle konuşmasını önerdim arkadaşıma. Onuda denemiş eşinin annesi ilgilenir gibi görünmüş ama ne aramış ne sormuş ne yaptınız halledebildinizmi yada hala devam eden sürtüşmeleriniz varmı diye bile sormamış. Ben anlayamıyorum insanları büyük olarak danışayım o oğlunu benden daha iyi tanır diye düşünüyorsun bırakın fikir vermeyi merak edip aramıyor bile. Ne diyelim vardır onunda bildiği bir çözüm. Bilmiyorum canım arkadaşım sana ne diyeceğimi sana bu sefer nasıl yol gösterebileceğimi bilmiyorum. İnşallah bebeğiniz için tüm sorunlarınızı biraz sen fedakarlık ederek biraz eşin fedakarlık ederek birbirinizi suçlamadan birbirinizin fikirlerini kabul ederek halledersiniz.

30 Kasım 2007 Cuma

Seviyorum Seni

SENİ SEVİYORUM Seni senle yaşamak varken, Seni sensiz neden yaşayayım çiçeğim Seni benden daha fazla seven mi var, Söyle senin yanın benim yanım de Söyle benim yanım senin yanın de Haykır seni seviyorum diye seviyorum Seni seviyorum seni seviyorum sevgilim Ölüm her dakika yanımızda olsada Ne ölüm nede ben seni bırakabilirim Sevgimiz Kerem ile Aslı Tahir ile Zühre Ferhat ile şirin gibi efsane olsun Yeryüzü var olduğu sürece yaşasın Seni seviyorum seni seviyorum aşkımİnlesin dağlar taşlar sevgimizden Haykır duysun bütün dünya Seni seviyorum seni seviyorum aşkım Duysun kurtlar kuşlar çiçekler Öğrensinler sevmeyi öğrensinler aşkı Seni seviyorum seni seviyorum sevgilim
( alıntı Muhsin yener )

bazı kelimeleri değiştirdim

29 Kasım 2007 Perşembe

Babacığım

Haluk Leventin de dediği gibi hasretler ayrılıkla başlar. Bizde de hasret dolu günler yine başladı. Babam dün akşam gitti.


3 günde kalsa 5 günde kalsa gideceğini biliyor insan ama düşünmek istemiyor kendini hazırlamak istemiyor ayrılıklara . Benim 2000 yılından beri alışamadığım gibi. Babacığımın burada olduğu günlerde akşam uçarak gitmek istiyordum eve bir çift kanat takarak. Bebeğim de dün akşam çok üzgündü gitme büyükbaba gitme yarın akşam gidersin diye söyleyip durdu. Oysaki 3 akşam öncede aynı şeyi söylemişti babam da kıyamayıp minik torununa 2 gün daha uzatmıştı . Neyseki 15 tatil yaklaşıyor. Ozamanda yeni kucaklaşmalar yaşanacak evimizde bir aksilik olmazsa ablam ve kızlarım gelecek kara gözlüm ve büyük deniz gözlüm . Şimdiden planlar yapmaya başladım kızımla yeni keşfettiğimiz yerlere götürücem onları sabaha kadar oturucam ablamın dizinin dibinde yazımı okuyan varsa sizden bir ricam var lütfen sizde benim için minik kızım için dua edin bir an önce bitsin bu ayrılık tayinimiz çıksın yeniden İzmire . Her sabah 9 saatlik mesafeden değil yarım saatlik 15 dakikalık mesafeden arayayım annemi günaydın haydi kahvaltıya bekliyorum sizi diye. Bitsin bu günler gözlerimi kapatayım açınca bir bakayım evim İzmirde hasretler bitmiş ayrılıklar bitmiş ...

23 Kasım 2007 Cuma

Facebook İşe Yaradı

Çocukluğum aklıma geldiğinde ilk aklıma gelen arkadaşım , okul yıllarım aklıma geldiğinde ilk aklıma gelen arkadaşım , gözlüğümü taktığımda ilk aklıma gelen arkadaşım , banaz dan geçerken acaba burdamıdır şu an dediğim hatta aradan 14 yıl geçmesine rağmen telefon numarasını hala hatırladığım tatlı arkadaşım ; şu facebook acaba benimde arkadaşlarımı bulmama yardımcı olacakmı dediğim anda seni buldum hemde tam 14 yıl sonra . Çok özlemişim seni iyiki tekrar kavuştuk seninle sen bir şehirde ben bir şehirde olsakta biliyorumki kilometrelerce uzaklık giremeyecek bu sefer aramıza. Doğum Günün kutlu olsun canım arkadaşım

Doğum günün kutlu olsun al bu canım senin olsun acıda tatlı da gizlide saklıda sevginde öfkende seninleyim canım canimmmm doğum günün kutlu olsun sevdigim ah sevdiceğim en kötü gün böyle olsun tadım tuzum canım sevgilim. tanrı bana seni verdi ölüm bile ayıramaz ki allahım seni verdi aŞkla dolu yüreğini bak bu sana sözüm olsun al bu yürek senin olsun allahım duamızdır mutluluk bizim olsun.Doğum günün kutlu olsun al bu canım senin olsun acıda tatlı da gizlide saklıda sevginde öfkende seninleyim canım canimmmm doğum günün kutlu olsun sevdigim ah sevdiceğim en kötü gün böyle olsun tadım tuzum canım sevgilim.tanrı bana seni verdi ölüm bile ayıramaz ki allahım seni verdi aŞkla dolu yüreğini bak bu sana sözüm olsun al bu yürek senin olsun allahım duamızdır mutluluk bizim olsun.

22 Kasım 2007 Perşembe

Grip Canavarı Bebeğimi Terket

Yoğun bir grip virüsü dolanıyor etrafta en sonda deniz gözlüme tosladı. Akşam o bembeyaz yanakları ateşten al al olmuştu. Dedesi durumu önceden farketmiş dün hemen doktora götürmüş. Bebeğimin betası çıkmamış allahtan. Beta başlamış olsaydı daha kötü olurdu. Minişim çabuk iyileş olurmu annen çok üzülüyor. Zaten gündüz işte olduğundan yanında olamadığı içinde seni şımartarak iyileştiremediğinden vicdan azabı duyuyor. Neyseki 3-4 saat kaldı. Eve gelicem ve seni koklaya koklaya öpücem annecim.

20 Kasım 2007 Salı

Ankara Bulutlu

Dün delicesine yağan yağmurdan sonra hava açılmıştı. Bugünse tam tersi oldu şu an hava kapalı ve ben bu kapalı havayı hiç sevmiyorum. Her zaman hava açık olsun güneşli olsun ki benimde içim aydınlık olsun istiyorum.

Ama maalesef insan bazen kendini nedensiz olarak mutsuz hissedebiliyor. Ben de galiba şu an o durumdayım . Bu arada :) babam geldi cuma günü uzun uzun hasret giderdik ne olur babacığım hemen dönme biraz daha kal. Benim seçimim olsada Ankaraya taşınmak ben sizi çok özlüyorum. Bir saat bile olsa o 1 saat benim için bilemezsin ne kadar değerli.
Sabah aradı babacım canın ne istiyor beste onur ne sever ne yapayım size diye yapma babacığım bir şey yapma ben gelince eve yaparım yemeğimizi. Sen yeterki hemen gitme kal uzun uzun annem okumasın bu yazdıklarımı ''bende izmirdeyim bende yalnız kaldım ama '' der herhalde yok yok demez annecim benim mutlu olduğumu biliyorya hem nasıl olsa 3-4 gün sonra gider babam. sen niye gelmedinki anne seni de görmeyeli 103 gün oldu. aslında bir açıdanda iyi oldu . daha sonra da sen gelirsin evimiz boş kalmamış olur.
ikinizide çoook seviyorum.

16 Kasım 2007 Cuma

Canımın İçi Ablama

dönmez olsun dönmez olsunsensiz bu dünya dönmez olsunsönmez olsun sönmez olsuniçimdeki ateş sönmez olsunbu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsungönlümün pınarında adın ceylanım olsungörmez olsun görmez olsun sensiz bu gözlerim görmez olsunsevmez olsun sevmez olsunkalbim başkasını sevmez olsunbu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsungönlümün pınarında adın ceylanım olsungeçmez olsun geçmez olsunsensiz bu ömrüm geçmez olsungelmez olsun gelmez olsunayrılık bize gelmez olsunbu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsungönlümün pınarında adın ceylanım olsun

15 Kasım 2007 Perşembe

Benimde Nostaljim Bu Kadar Olur

Bu gün dinlediğim şarkılardan okuduğum yazılardan olacak çocukluğumda yaptığım bir kaç şeyi yapmak istedim . Okulda kantin diye adlandırılan yerde gevrek gazoz ve ayrandan başka bir şey satılmazdı. Annem benim hep aynı gıdayla beslenmemi istemediği için her gün yanıma yiyecek koyardı arada birde para verirdi gevrek ve içecek alayım diye. her zaman almadığım için ( alamadığım:)) ) gevrekle gazoz alsam tüh ya keşke ayran alsaydım derdim. gevrek ayran alsam bu seferde gazoz alsaydım diye düşünürdüm. bu gün de o günleri hatırlamak belkide tekrar yaşamak için gevrek aldım ama bu sefer o ikileme düşmedim hem ayran hem gazoz aldım. amma nostalji ama. şimdi hatırladım sınıfta ikiz arkadaşlarım vardı annesi hemen hergün patates salatası koyardı . ammada güzel kokardı o zamanlar. şimdiyse yapmak insanın aklına bile gelmiyor.
Haftanın 4. iş günüde bitmek üzere bu hafta uzun geldi biraz bana ama çok sevinçliyim çünkü yarın babam geliyor . canım babam çok özledim seni gel bir an öncede sıkı sıkı sarılalım seninle.

Güzel Kızım

Dün akşam inanılmaz bir korku ve hüzün yaşadım. Ankarada kızıma bakacak ailemizden biri olmadığı için minişim kreşe gidiyor. Kızımı servisten almak için aşağı indim bir baktım deniz gözlümün alnında kocaman bir şişlik var ne oldu demeye kalmadı öğretmeni bugün bir arkadaşı besteye sandalye fırlatmış dedi. Ne diyeceğimi ne düşüneceğimi bilemedim. Üstelik 16,30 sularında olmuş ve bize haber vermediler. Haber vermedikleri için kreşemi dikkat etmedikleri için öğretmenemi kızayım bilemedim. Üzüntü de bir yandan cabası .en azından müdahale edilmiş. Bizde evde krem sürdük. Dikkat etmeleri ve çocuklarını bir kez daha uyarmaları için berkcanın ailesiyle konuştuk. Buna da şükür allah daha kötülerinden korusun çocuklarımızı

13 Kasım 2007 Salı

İzmir Bekler

İzmir bekler Ah yaralı günler ağlar yaslı gönlümde Gül kokulu baharlarım geçti İzmir deAh yaralı günler ağlar yaslı gönlümdeGül kokulu baharlarım geçti İzmir deSüslü fayton, sakin kordon,O konaklar, büyülü masallar nerdeİzmir bekler gideyim amanDertli sevda çekerim inanAyrı düştüm düşeli ondanGizli gizli yanarım aman


Canım İzmirim bu şarkı sana
içimden geçenler anlatılmış sözlerde
YEŞİM SALKIM

80 lerin Sonunda 90ların Başında Çocuk Olmak

Süper Baba'nın müziğini flütle çalmışsanızLC Waikiki veya benetton tüm renkleriyle kıyafetlerinizde önemli markalar olduysa...SHOW TV'nin müziğini hala hatırlıyorsanız dup dıbu dıp dıp dıbı dıp dum...Tabi ki bir de :İyi TV eyç bi bi, eyç bi bi iyi TVÖnce hüplet sonra gümlet' hayat felsefeniz olmuşsaBizimkiler dizisi ertesi gun okul oldugunu bi sureligine unutturduysaParliament pazar gecesi sinemaları müziğini duyduğunuzda içinizde hala garip duygular uyanıyorsa (yarın okul var hüznü, ailenin seni yatırıyor olmasına duyduğun kızgınlık, o güzel mavinin romantizmi...)Polis Akademisindeki her sesi çıkaran adama hayranlık duyuyorsanızElm sokağında kabus yüzünden hala yatağın altına bakmaktan korkuyorsanızChucky yüzünden en sevdiğiniz oyuncağınızı bile göz önünden kaldırmışsanızOkulda coca-cola kutusunu ezip mac yaptiysaniz (kızlar yan yatırıp üstüne tam ortasına ayagı yerlestirip ustune basıp yururlerdi, topuklu ayakkabı gibi olurdu)Apartmanin altindaki zil veya taksi diafonuna basmak müthiş heyecanlı bir yaramazlıksa Tutti frutti çok ayıp ve olağanüstü merak uyandırıcı bir şovsaDört tekerlekli ayakkabının üstüne takılan patenlerden sonra roller bladeler size büyüleyici geldiyseBakkala gönderilmenin en güzel yanı küçük sarellenin dibini minik plastik kaşığıyla kazımak veya leblebi tozu yiyip konuşmaya çalışmaksaAterideki ördek vurmaca oyununda silahın nasıl çalıştığına hala kafa yoruyorsanız Işıklı spor aykkabılar hava atmanın önemli bir unsuruysaBayramda harçlıklarla aldığınız ilk şey kinder süpriz yumurtasıysa(kağıdını tırnakla yırtmadan dümdüz yapmak da sabır ister doğrusu)Clementine sizde derin izler bırakmışsaKasete kayit yapilabilmesi icin alt tarafinda bulunan karelerin bantla kapatilmasi gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsanızCommodore 64'de tornavidayla kasetin kafa ayarını yaptıysanızAnne saat kaç, simiiit, birdir bir, çay kahve gazoz, akşam ebesi, dansa davet, çatlak patlak, yakan top gibi kalabalık oynanan sokak oyunlarından sonra anneniz sizi balkondan yemeğe çağırmışsa________________________________"bandıra bandıra ye beni" şarkısını hızlı söylemeye çalıştığınız günler varsaRönesans sanatçılarını ilk kez Ninja Kaplubağaların ismi olarak tanıdıysanızTele On diye bir kanalı hatırlıyorsanızHaftasonları çizgi film izlemek için errken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsanızŞirinler geyiğini arkadaşlarınızla mutlaka çevirdiyseniz (Şirine aslında Gargamel tarafından yapıldı...)Beğenseniz de beğenmeseniz de tüm çizifilmleri art arda izliyorduysanızBir Başka Gece çocukluk hayatınızdaki en görkemli şovsaPazar geceleri yıkanma günüyseSeden Gürel'in neden öyle giyindiğini şimdi sorguluyorsanızMüzik yelpazesi hayatınıza büyülü yabancı müzisyenler kattıysaBir sanal bebeğiniz olmuşsa,Tetris'i süper hızla oynayabiliyorsanız,MIRC ergenliğinizin önemli bir parçası olmuşsa(a/s/l ne demek biliyorrsanız)ICQ nun 11 haneli rakamını ezberlemeye çalışmışsanız.Pili bitmesin diye kasetleri kalemle havada sarmışsanız,Çizgifilm şarkılarının ingilizce veya japonca olsa da ezberlemişsenizKokulu silgiye, deftere, kaleme harçlığınızı yatırdıysanız.Eti Cin, Eti Puf, ABC, Balık Kraker, Negro, Bonibon, Topitop, Yumiyum...vb çok seviyorsanız ve her zaman yeme kabiliyetiniz varsaSulugöz'ü düşününce bile ağzınız sulanıyorsaKüçük bir kızsanız Sindy ile Barbie'yi karşılaştırıyorduysanızTsubasa'yı ve küre biçimindeki sahanın sonundaki dev kaleyi hatırlıyorsanız"Hey Corç versene borç" deyince cevabı hemen yapıştırabiliyorsanızMacarena dansını yapabiliyorsanızTV den çekilmiş çizgifilmli sayısız kere izlediğiniz VHS leriniz varsa Telefonların jetonla çalıştığını hatırliyorsanızİstop diye bağırdığımızda renk yakalamaya çalışırken onun aslında stop olduğunu uzun zaman önce çözmüşsenizSaçları renkli ve uzun patlak gözlü çirkin trolleri bile bir furyada satın almışsanız.Capri Sun ın reklamı ve melodisini hatırlıyorsanız.Annenizin mavi ped torbalarını şişirip patlattıysanız.Power Rangers'ın renklerini hatırlıyorsanızMc Donalds a gitmek için ailenize yalvardıysanızOlacak O kadar, Yasemin'in penceresi, Hadi Anlat Bakalım, Adam Olacak Çocuk, Saklambaç.. gibi programları hatırlıyorsanız.Lambada'nın müziği kulağınızda çalabiliyorsa"Nereye çufçufluyoruz"un kimin dediğini biliyorsanız.Sayısız joystik kırdıysanız ve gün gelince artık joystik satılmadığını fark ettiysenizFame City cennetle eşdeğerseEn sevdiğiniz sayı altıysaPrince of Persia'da alttaki dikenlere düşünce çıkan dınnzk sesini ve kanları hatırlıyorsanızMon Ami 48 lik boyalardaki altın ve gümüş renkleri statü sembolüyseGençlik hayaliniz Beverly Hills teki havuzlu arabalarsa.Uhuyla oynamanın zevkini biliyorsanızKolalı jelibonun önce kapağını yediysenizannenizin poşetler dolusu taso,misket, sporcu kağıtları, gazoz kapaklarını attığını öğrenince ağladıysanızPeçete, kağıt, poşet vb... koleksiyonu yapmışsanız
msn adresime geldi bu gün çok hoşuma gitti yayınlamak istedim

Keşke

İnsan gözlerini kapatınca görmek istemediklerini görmüyor, kulaklarını kapatınca da duymak istemediklerini duymuyor. Keşke bir de öyle bir şey olsaki zihnimizde tuttuğumuz çıkarıp atmak isteyip de atamadığımız anılarımızıda arada birde olsa tekrar aklımıza getiremesek.

Yarım Kalmış Badem Kraker:))

Bu sabah evde kahvaltı yapamadım. Hoş çoğu zamanda yapamıyorum zaten. börek, açma, simit vb .. yiyecekleri canımda istemediği için . ay ne götürsem acaba evden ofiste kahvaltı yapmak için diye kendi kendime düşünürken.sesli düşünmüş olacağım ki minişim odasına gitti anne ben sana vereyim dedi. kızım odana niye gidion o zaman dememe kalmadı. annecim bak sana badem krakerimi vereyim onu yersin dedi. tabi içimde anlatılmaz bir şey belirdi. sevinç mutluluk belkide adını koyamadığım bir şey. yemezmiyim annecim tabi yerim çoğunu yemiş olsanda tamam tatlım yanında onuda yerim. tekrar söylüyorum ama anne olmak çok güzellll

9 Kasım 2007 Cuma

İŞT İZMİRLİLER

İşte İzmirli'ler a.. Eğer Kordon dendiğinde aklınıza ütü kordonu dışında bir yer ismi geliyorsa b.. Eğer alsancak ta hayatınızda birkere bile piyasa yaptıysanız c.. Körfez kokusu nedir biliyorsanız d.. Hilton'un yapıldığı tarihi hatırlayabiliyorsanız e.. Fame city'de deliler gibi eğlenip (yaşınıza bakmadan) çıktığınızda "vay be bizim de bir gökdelenimiz var" dediyseniz f.. "TAM 35" ve "35 BUÇUK "kavramları size birşey ifade ediyorsa g.. "Gevrek","çiğdem","domat","nohut"gibi kavramları kullanıyorsanız h.. "Boyoz"kelimesi size bir şeyler hatırlatıyorsa i.. Arapsaçı,turp otu ,dalagan, istifno, ebegömeci, denizbörülcesi nedir biliyorsanız j.. Konuşurken arada bir diliniz istemeseniz de "Geliyom, gidiyom, gelcem, yapçan, etçen" şeklinde sürçebiliyorsa k.. Gördüğünüz her gökdeleni Hilton,la kıyaslıyorsanız l.. Churchill'de çay içtim dediyseniz m.. Elinizde Hasan Tahsin anıtının yada Atatürk anıtının yanındayken çekilmiş bir fotoğraf varsa n.. Karşıyaka denince aklınıza güzel kızlar geliyorsa o.. Bir kerecik dahi Kıbrıs Şehitleri'nde sevgilinizle el ele dolaştıysanız p.. Park sorunu,tırafik sorunu,kara kış ne demektir bilmiyorsanız q.. Kar görmek için Sabuncubeli'ne yada Manisa Spil'e gittiyseniz r.. Zeybek havası duyduğunuzda içiniz cız edip kalkarak oynayasınız geliyorsa s.. Kalbim Ege'de Kaldı şarkısını kendinizle özdeşleştirebiliyorsanız t.. "Ağustos Sıcağı" kavramından nefret ediyorsanız u.. 9 Eylül size üniversite dışında şeylerde hatırlatıyorsa v.. "Kumru"nun aslında bir kuş olmadığını, çokta lezzetli olduğunu düşünüyorsanız w.. Hıdrellez denince sokaklarda yakılan ateşler aklınıza geliyorsa x.. Behçet Uz'un kim olduğunu biliyorsanız y.. Atilla İlhan, Can Yücel, Sezen Aksu isimlerini duyduğunuzda şöyle bir kabarıyorsanız z.. Sokaklarda türbanlı insanları görmeye alışık değilseniz aa.. Şimdiye kadar kaç kişinin "körfezi temizleyeceğim" dediğini hatırlayabiliyorsanız ab.. Şimdiye kadar bir kere bile olsa sevinç'in önünde buluştuysanız veya Sevinç'te "kup" yediyseniz ac.. Üniversite denince aklınıza iki tane , özel okul (kolej) denince de sayılı isim geliyorsa ad.. Sıcakkanlıysanız ae.. Paraşüt kulesinden atladıysanız yada atlayan tanıdıklarınız varsa af.. Fuar 'daki gölde kuğulara bindiyseniz ag.. Her sene Ağustos'un sonunda fuara gidecek "birkaç ünlü görsek bari "diyorsanız ah.. Hiçbir zaman bir yere geç kalma korkusu yaşamadıysanız ai.. İnsanlar size sanki birer düşman gibi bakmıyorsa SİZ İZMİRLİ'SİNİZ (Ankara'da yaşamak zorunda kalan bir İzmirli'nin gözlemleri)

8 Kasım 2007 Perşembe

YENİ GÜNE BAŞLARKEN

Gün yeni umutlar yeni eski olansa yaşanmışlıklardan geriye kalan hayaller ve yaşanmak istenen hayaller. İnsan umudu olmadan yaşayabilirmi acaba. Ben kendi adıma cevaplayayım hayata daha sıkı tutunmamı sağlayan etkenlerden biridir umut. Tabiki öncesinde kızlarım eşim ve ailem geliyor.
Bu arada m harfine sinir olmaya başladım Emine Emin'e mor manto al . Emin ne yapacaksa mor mantoyu blogumu takip edenler varsa bilirler. Okumayı öğrenmeye çalışan kızım var. Akşamki ödevimizde içinde m harfinin geçtiği cümleler kurmaktı. Temel tonton nine ile mor gömlek al. Bu kadarlada kalmıyor aslında çünkü alfabe tamamen öğrenilmediği için genelde alınacak şeylerin resmini çiziyoruz. Benim resmimde kötü o konuda bıcırığıma yardımcı olamıyorum ama o sorumluluğu almış olmalıki cümleye resim çizilmesi gerektiğinde tamam anne sen çizemezsin ben çizerim gömleği çiçeği diyor. :)))) Bakalım bu akşam neler yapıcaz ben en iyisi şimdiden m sesinin geçtiği cümleler bulayım

7 Kasım 2007 Çarşamba

ANNE OLMAK

Anne olmak kendi canından kanından bir varlığın sana annecim demesi ne kadar yüce güzel bir duygu. İnşallah bu sözü duymak isteyen herkes evlat sahibi olur. Onun için uykusuz kalmak bile insanın moralini bozamıyor. Dün akşam bebişim bizimle yatmak istedi haftada bir gece böyle bir hakkı olduğu için bizde izin verdik. Bütün gece uyumadım uyuyamadım onu izlemekten kokusunu içime çekmekten kendimi alamadım. Geriye kalan zamanın büyük bir kısmıda kızımın üzerini örtmekle geçti. Ama o bile bana büyük bir haz verdi. Anne olma duygusu...
Psikologlar sakıncalı görmeselerde haftanın bir kaç günü bizimle uyuyabilse hafta içi evde en çok bulunduğumuz zaman uyuyarak geçiyor. İşte ben o zamanda da küçük aşkımla yanyana cancana olmak istiyorum. Bu günlerimizin kıymetini bilmek gerekli . Biraz daha büyüdüğünde öncelik sıralaması değişecek . Şu an ilk öncelik bana ve eşime aitken ergenliğe yaklaştıkça sıralamada ufak çaplı değişiklikler olup yeni arkadaşları bu sıralamanın içinde yer alacak. Galiba en iyisi yaşadığın anın tadını çıkarmak ve endişe verici düşünceleri yok saymak.

6 Kasım 2007 Salı

DENİZ GÖZLÜM OKUMAYI ÖĞRENİYOR

Bu gün okul açılalı tam 57gün oldu. 1. sınıfta geçirilen 57 gün 557 gün gibi oluyor ya neyse Öğrendiğimiz harflerde a, e, i, c , l , n , r ve t . İlk başta ben öğretirken bebişime sessiz harfleri okunuşlarına göre yazdırıyordum . Bestoşumda anne biz onu öğrenmedik diyordu. Tabi sonradan anladımki onlar okunuşlarına göre öğreniyorlarmış. Ne diyeyim bende 20 sene öncesini hatırlayamamışım ama artık çözdük. Bebeğimde artık okumanın ilmini öğrendi. Artık ilk günlerde olduğu gibi zorlanmıyoruz. Gittikçe kolay gelmeye başladı. Yalnız geçen gün çok güldüm litreli kelimesini okumaya çalışıyor ama okuyamıyor. Bebeğim bak bildiğin harfler sen bunu okuyabilirsin . Genede okuyamıyordu taki ben anlayana kadar . 12 ekimde bebeğim süt dişlerinin 2. sini çıkardı. O yüzden anlaşılmıyormuş dediği litreli kelimesini ritreli diyormuş neyseki onuda çok geçmeden çözdüm. Ne güzel günler aslında ona sürekli bir şeyler öğretmek onunla tekrar öğrenmek. Seni çok seviyorum annecim hep yanımızda ol mutlu ve huzurlu olalım inşallah

5 Kasım 2007 Pazartesi

BİR HAFTA DAHA BİTTİ

Bir haftaya daha başladık. Hafta sonu yine nasıl geçtiğini anlayamadan hayatımızdan uçup gitti. Bu hafta sonu bebeğimle her zaman olduğu gibi ders çalıştık. Ders yaptırırken arada bir bebğimin daha 7 yaşında olduğunu unutup daha fazlasını istiyor ve ona sinirleniyorum. Kızdıktan sonrada kendime kızıyorum daha o çok küçük bana basit gelen şeyin ona zor geleceğini düşünerek. Hatamı telafi etmeye çalışıyorum bazen başarılı oluyorum bazende onu küstürüyorum. Keşke bu kadar çok ödevi olmasa ve daha fazla kaliteli vakit geçirebilsem kızımla. Cumartesi gecesi misafirlerimiz vardı hepimiz çok eğlendik. Özelliklede Gülay yenge ve Berkin karşılıklı zeybek oynarken:)))
Bu pazar kahvaltıya gidemedik bebişimle Onur hafta sonu da çalıştığı için kızımla alışkanlık haline getirdik her pazar bruncha gidiyoruz. Çok da eğleniyoruz . Her hafta farklı bir yere gidip yeni mekanlar keşfediyoruz. İşte bir hafta sonumuz daha böyele bitti. Mutlulukla ...

26 Ekim 2007 Cuma

OFFFFFFF

Sevincim kursağımda kaldı diye bir deyim vardır. Şimdi tamda o durumdayım. Burcum Busem ve Babam gelemiyor oysa ne hayaller kurmuştum onları çok özlemiştim ve sarıp sarmalayacak gözümün önümden ayırmayacaktım onları Bir kaç saat önce internetten bileti alırken ki yaşadığım sevinç kadar sonrasında alınan biletleri açığa almak da bi o kadar üzdü beni. Ne diyeyim sağlık olsun İzmir =Ankara harfleri bile birbirinden farklı

KIZLARIM GELİYOR

Şu an ki duyduğum sevincin mutluluğun tarifi yok. Çünkü burcum busem ve babam geliyor. Hemde bu akşam. Besteye söylemek için sabırsızlanıyorum. Nasıl özlemişti nasıl mutlu olacak bebeğim. Keşke annemlerde gelseydi ama olsun bunada şükür. Şimdi kızlarımın istediği parfümleri almaya gidiyorum.

25 Ekim 2007 Perşembe

YENİ GÜN

Yeni bir güne daha başladık . Yeni umutlarla yeni sevinçlerle. Her gün olduğu gibi bugünde aynı umutla uyandım ben. 8 yıldır her sabah içimde belki bu gün dediğim , her akşam yatarken bu gün de olmadı belki yarın dediğim umudumla. İçim umut dolu, hep aynı isteğin umuduyla dolu. İzmire taşınma umudu Onurun tayininin İzmir e çıkması umudu Ümitsiz yaşanmıyorki . Galiba hayat benim bu umuduma pek sıcak bakmıyor. Aslında eşimin 10/08/07 tarihinde Fethiye ye tatile giderken tayini çıktı. Kızlarda bizim yanımızdaydı. Onurun belli etmemeye çalışarak konuşmasından üçümüzde anlamıştık. Bestoşum daha küçük olduğu için anlayamadı. Kızlarımla aynı arabanın içinde mesajlaştık acaba nereye çıktı tayinimiz acaba kuşadasımı acaba çeşme mi yoksa asıl istediğim İzmir mi diye. O an sorsamda cevabını alamdım onur dan önemli bir şey değil işle ilgili cevabını aldım . Fakat içim daha bir umutluydu o gün sanki kafesinden kuşu çıkarıp benim içime koymuşlar ve o kuş orada dışarı çıkmak için delicesine kanat çırpıyordu. 2 saat boyunca aynı kuş kalbimde çırpındı sonundada kuşum hava alamadı içeride.
Dün bestoşum aşı oldu. Okuldaki ilk aşısında yanında olabilmek için izin aldım. Aşı olurken yetişemedim ama beni gördüğündeki gözünde beliren pırıltıyı ömür boyunca unutamam. Bestoşum Eve giderken en can alıcı konuyu tayinimizn çıkıpta kabul etmediğimiz havalandıramadığımız kuşumuzun aynı havasızlıkla boğulmasına sebeb olan bir şey söyledi. Anne iyiki aşı olmuşum çünkü kreşe gitmeyeceğim seninle evdeyiz bu gün. Boğazım düğümlendi konuşamadım bir an . Annecim hafta sonu birlikteyiz ama diyebildim sadece.Ne kadar faydalı oldum bilemiyorum.

23 Ekim 2007 Salı

Hasret

Uzağın Adı kardeşim Uzağın adı hasretSevdanın adı uzakÖzlem’e bağışıklık kazanamamışım halaHala canımı yakıyorGittiğin gün gibiSabır nedir ve nerelerde kullanılırVe neden bende hiç bulunmazNeden öznesi sen olan cümlelere yerleştirmek yasakNeden senli sözcükler gözlerime yakın ellerimden uzakBir yaz yağmuru kısacıkYa da uzun bir geceHer ikisi de sen demekBenim sözlüğümdeAramız tonlarca asfalt uzakSesin gerçek değilGözlerin gerçek değilSen hayalsin uzaktaVardığım son şehrin adısın senHiçbir yere ait olmayan bir gezgindim olsam olsam benSabahımın adısın senKocaman bir sevdaKocaman gözlerde.

Sevmek

İnsanlığı bilir insan severiz, bize taş atana biz gül veririzBizim sözümüz doğruya doğru, yönümüz her zaman insana doğruCümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen

Özlem

Evet can dostum,arkadasim,kardesim. Evet dert ortagim,sirdasim. Seni ozledim,hemde cok ozledim. Simdi yanimda olsan. Basini omuzuma dayasan. Anlatsan,anlatsan,anlatsan. Ve ben dinlesem,dinlesem. Bir soylesem,bir dinlesem. Sonra,dur -,dur..: Basimi omzuna yaslayip aglasam. Hickira,hickira aglasam. Seni,bir defa'da ben aglayarak sasirtsam. Duyar gibiyim sesini... -Ne oluyor arkadasim,senki demir yurekli; Bir okadar'da omur yurekli sen. Senki hep gulen,senki hepimizin derdini dinleyen. Ve sonunda...Hatasiyla,sevabiyla gunahiyla: Herkesi sevmeliyiz diyen sen. Evet Ayten,evet ben! Hani bana yillardir... Seviyorsun ama birde kendin icin. kendi benligin icin sev demistin ya. Iste arkadasim ben kendim icin sevmeyi basaramadim. Iyi bir ogrenci,iyi bir anne,iyi bir isletmeci. Bunlari basardim ama... Senin onerini basaramadim. Iste onun icin agliyorum desem. Bana ne dersin? Beni ayiplarmisin,kinarmisin? Yoksa sarilip eskisi gibi; Sende ilk defa benim icin aglarmisin?

22 Ekim 2007 Pazartesi

Kınıyorum

Terörden çeken yurdumun vatandaşlarıyız.Hissettiğim acının tarifi yok Şiddetle kınıyorum ve lanetliyorum. Terörün, bu tür saldırıların tolore edilecek bir yanı yoktur. Terör her yerde kınanmalı ve en kısa sürede yok edilmelidir. Nedir şehitlerimizin suçu güzel vatanımızın evlatları olmakmı . İnsanlar elini vicdanına koysunlar nasıl büyütüyoruz nelerden feragat ediyoruz ne mücadeleler veriyoruz yavrularımızı büyütmek için. Neden hainler gelip şehit etsinler diyemi. Herkesin önceliklede şehitlerimizin ailelerinin başı sağolsun.

Sevgi

Bizler bitki gibiyiz. Bitkiler güneş sayesinde fotosentez yapıyor. Bizlerse yüreğimizdeki sevgi sayesinde içimizdekini dışımıza yansıtıyoruz

21 Ekim 2007 Pazar

Egenin İki Yakası

Tarih yazıyor elbette
Nedenlerini.
Rum''lara göre
Küçük Asya felaketi
Bizim içinse
Özgürlüğün bedeli.
Kim ne derse desin
Sinsice olmadı gidişleri.
Ne kurşun
Ne ölüm
Yürüdüler usulca
Yakıp gölgelerini.

Umutlar
Mübadil türkülerle dudaklardan
Savrulurken rüzgara.
Karşılarında derya
İrili ufaklı bir tutam ada
Ve gökyüzünden dökülen
Yıldız kırıntıları kaldı avuçlarında.

Ne mal, ne mülk
Bir yangındı özgürlük.
Kadere boyun eğmişçesine
Yürüdüler denizin ötesine.
Güneş yine doğacak elbette
Gecelerse karanlık
Dramsa dram
Ama yaşam
Ege''nin ardındaydı artık.

Onca yıldır Ay hala
Doğar Ayvalık sırtlarında.
Yıldızsa
Midilli dağlarından
Kayar hilalin kucağına.
Gökkuşağının
Bir ayağı ordaysa
Bir ayağı da burda.
Gün Her iki tarafta da
Batar mavinin alazında.

Saksıda sardunyalar
Ve ulu orta akşam sefaları
Her iki yakanın da
Yansır aynalarına.
Lodos vurdukça
Ayvalık kıyılarına
Tutuşur yakamozlar
Mübadil umutlarla.
Zeytin dallarının
Gölgesi vurur sonra
Ada kuytularına.

Köpük köpük dalgalarla
Sırıtırken Poseidon
Belki de ortaktır hissettiğimiz.
Aramız bir avuç deniz
İçinde yüzen Ortak gölgelerimiz.

Biz fırtınaya
Biz yağmura
Komşuyuz ya, bakma.
Zaman zaman anlaşamasak da
Denizin tuzuna
Kışın ayazına da
Ortağız aslında.

Ne gözyaşının
Rengi farklı
Ne de dil''i özlemin.
Dalgalar
Vurdukça kıyılara
Hep aynı şarkıyı söyler
Farkına varmasak da.

Ege
Ay ışığını bağrında yakan
Mehtabın özlemiyle
Salınırken arada,
Hep ıslanan İnsanlar olacaksa.
Varsın tutuşsun
Güneş Hasret şarkılarıyla
Mülteci ufuklarda...

H Hikmet Esen

20 Ekim 2007 Cumartesi

Kızılderili Atasözleri

KIZIL DERİLİ ATASÖZLERİ
Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
Tanrı' nın kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez: çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.
Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz. (Ute Kabilesi)
Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın. (Fox Kabilesi)
Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.
Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.
Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak (Sauk Kabilesi)
Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi Kabilesi)
Bir kere "Al şunu" demek, iki kere "Ben vereceğim" demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor)
Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar.
Bütün Kızılderililer her yerde durmadan dans etmelidir. Önümüzdeki ilkyaz Yüce Ruh gelecek. Bütün av hayvanlarını geri getirecek. Avdan geçilmeyecek bu topraklarda. Bütün ölü Kızılderililer geri gelecek ve yeniden yaşayacaklar. (Wovoka)
Doğum yapan herşey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatin dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere degişmeye başlamış olacaktır. (Mohawk Kabilesi)
Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır.
Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. (Apache Kabilesi)
Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz. Sadece bir kişiye yardım et! Şimdiki usul bu değil ama inanıyorum, insanlar bu yolu öğrenecekler.
Eğer sorsanız: 'Sessizlik nedir?' Cevap veririz: O Büyük Ruh' un sesidir. Yine sorsanız: 'Sessizliğin meyveleri nelerdir?' Cevap veririz: Kendi kendini kontrol, gerçek cesaret demek olan metanet, sabır, vakar ve saygı.'
Fakir olmak, şerefsiz olmaktan daha küçük bir meseledir.
Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.
Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.
Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal (Lumbee Kabilesi)
Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.
Her şey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz. Hepsi döner dolaşır, bize geri gelir.
Herbirimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlatmakta fayda var.
İhanet arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden parlak yapar.
İlkbaharda usul usul yürü; toprak ona hamiledir...
İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.
İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır. (Cherokee Kabilesi)
Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! (Cheyenne Kabilesi)
Nimet de külfet de 'Büyük Ruh' un elindedir. Bazen onun külfeti bizi nimetinden daha fazla akıllandırır.
Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder. (Hopi Kabilesi)
Senin vicdanın senden başkasını temsil edemez.
Sevgi ile yorulmadan ilerleriz. Sevgi ile, sadece onunla başkaları için fedakarlık yapabiliriz.
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacak.
Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli. (Siyu Kabilesi)
Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır. (Siyu Kabilesi)
Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu Yaratıcı'dan ödünç aldınız. (Mohawk Kabilesi)
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
Yağmur iyilerin üzerine de yağar, kötülerin de..
Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
Yapmamız gereken: her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır.
Yaşlılık ölüm kadar şerefli değildir. Yine de çok kimse onu ister.
Yeryüzüne iyi muamele et! O babanızın malı değil, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız.
Dur, dinle. Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın.

Aşıklar Şehri

Dün akşam seni izledim gözlerimleAlsancağın hayat dolu;Belki bir dilencinin, belki bir gencin ayak bastigiArnavut kaldirimli, loş ışıklı yollarındaBir yalnız, bir hüzünle dolaştım sessizce.Kordon´da oturdum, yüzümü denize döndümTüm nefesimle hasretini çektim içime.Nasıl bıraktıysam öyle buldum saflığını.Her yanın sarılı, beyazlı ışıklarla kucaklanmıştı.Bir sana, bir denize, bir de o gökyüzüne baktım,Derin bir of çektim, gözlerim doldu inci taneleriyle.Sonra bir sigara yaktım çaresizliğimeOkkalı bir küfür salladım sensiz günlerimeGözlerim doluydu ama silenim yoktu.Havanin sıcaklığı soğutmaya başladı bedenimiVe yavaş yavaş kapattım gözlerimi,Yine Yalnızdım...

İzmir

BU AKŞAM

Bu akşam seni özlediğimi yazacağım
ve küllerimi yalnızlar sokağına döktüğümü
teninin kokusunu ciğerlerime işlediğimi
nar çiçeğinin güneşe gebe olduğunu
arının çiçeğe unutamadığı geceleri fısıldadığını
içimdeki tomurcuk mevsiminin yorulduğunu
durup durup şiirini okuduğumu
ve bana aktığını
ve sana usta ozanlardan
dizelerle seslendiğimi
Mesela
M.Cevdet Anday'dan Orhan Veli"den
becerebildiğim kadarıyla Özkan Mert'ten
Refik Durbaş'tan Sina Akyol'dan
ve senin bildiğin benim beğendiğim diğer ozanlardan
gözlerimdeki fotoğrafına baktığımı
ve akmaması için bir cigara yaktığımı
İzmir'in taşınmaz olduğunu
kordonun taşlarının çimen koktuğunu
ve sana aktığımı
ve seni öyle çok

öyle çok özlediğimi
bu akşam seni özlediğimi
ve içimdeki savaşı yazacağım

İzmire

İzmir'e Tahassür

Anne, deniz nerde, yalımız nerde? Hani gideceğimiz İzmir'e der de Beni uyuturdun dizinde anne! Geçende ablam da öyle diyordu Bu bahar İzmir'e girmezse ordu Kanmam sözünüze sizin de anne! Yeşil bir bahara büründü dağlar Bülbüllü bahçeler, üzümlü bağlar Kimlerin işine yarıyor anne! O bağlar nerede, bahçeler nerde? Her akşam güneşin battığı yerde Gözlerim İzmir'i arıyor anne! Şimdi bir kuş olsam, kanadım olsa İzmir'e giden yol eğer bu yolsa Bir başıma bile giderim anne! Bir çetin bilmece sorsam Paşa'dan Söylemem memleket bağışlamadan Mutlaka İzmir'i isterim anne!
Kemalettin Kamu

Gelmemi İsteme Dönemem İzmir

Gelmemi isteme,dönemem İzmir, Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir. Kopardılar dalından gonca gülümü, Elbet gün gelir özlersem ölümü; Gelmemi isteme dönemem İzmir, Niçin dönmediğimi bilirsin bir bir. Bakarsın ölüm çağırır gelirim İzmir, Rüzgar olur denizden eserim bir gün, Avuçlarımda yakamozlarla dönerim bir gün, İçim yana yana sönerim bir gün, Karşıyaka'da soldu tomurcuk gülüm, Artık çağırıyor beni de ölüm. Dönmemi isteme dönemem İzmir, Karşıyaka'da ne oldu bilemem İzmir, Ben bu acıyı kolay silemem İzmir, Hüzünle tükendi geçti bu ömür, Adımın anlamı olsa da özgür, Ben tutukluyum gelemem İzmir; Bundan sonra artık gülemem İzmir. Gelmemi isteme dönemem İzmir, Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir. Kopardılar dalından gonca gülümü, Elbet gün gelir özlersem ölümü, Gelmemi isteme dönemem İzmir, Niçin dönmediğimi bilirsin bir bir


alıntı

Kalbim Ege de Kaldı

Cigaramı sardım karşı sahileYaktım ucunda acılarıAğları attım anılar dolduAğlar hasretimin kıyılarıYareme tuz diyeYakamoz bastımTek şahidim aydıAman amanBir elimde defneBir elimde sevdanKalbim Ege'de kaldıKadehimi vurdumKarşı yakayaEfeler kalktı şerefeSevgimi attım dostlarım tuttuBir ağıt yaktım kadereAman efendimAyrılık ölümden beterCanım efendimYeter bu hasretlik yeterAman efendimBana bir merhaba gönderCanım efendimCanım efendim

SEZEN AKSU

Çocukluğumun Egesi

Kıyı Kıyı köylerinde sabahladım Ege''nin...Derin incisi körfezindeydi.Sevdalı gibi bakan gözleriyle her gece,Işıklarıyla selamlıyordu bu kenti.Sanki şehre hiç Yunan kokusu sinmemişti,Ya da darma duman edilmemişti,Atalarımız savaşmamıştı bu uğurda...Öylesine sakin, Nazlı nazlı dalgalanıyordu ki deniz... Sabah kahvaltılarında,Bir yudum sıcak çayın içinde Erirdi dost muhabbetleri.Kentin sokaklarından,Bir alay taburu edasıylaHuzur geçerdi.Ölünün arkasından derin yas olur,Kapanırdı tüm esnaf kepenkleri.Düğünlerde bayram havası eser,Bayramlarda ise dağıtırdı bakkalÇocuklara tüm şekerlemelerini...Çocukluğumu hatırlıyorum da,Aldığımız ekmeğin bereketi olurdu,Soğuk testi suyunun Alışılmış bir tadı. Şehir hatlarında ilerlerken sıkılmazdın.Durup selam veren,Geçtiğin yollarda gülümseyen İnsanlar olurdu.Simitçiyi tanırdın,Esnafı bilirdin.Kan kokmazdı sokaklar...Yazın turistleri selamlardı sıcak kumlar,Kışın birden öfkelenen rüzgarları...Cinayeti üçüncü sınıf romanlardan,Aşkı;Çanak antenli brezilya dizilerinden bilirdik...Ticaretin değil, Kışın yağan karların üzerinde Çocuk oyunuyduAyak kaydırmaya çalışmalar.Kıyı köylerinde sabahladım Ege''nin...Ve dün sabah farkettim;Meğer ne çok şeyi değiştirmişİnsansız caddelerin,İnsan olmaya çalışan gölgeleri...Artık fotoğraf albümlerinde selamlayacaklarÇocuklar,Geleceği....

Elif SEZGİN

Ah Egem

Ege’nin dağlarında dağlandım Ege’nin bağlarında bağlandım Ben gençliğimde Ege’me bağlandım Beşik kertmesiyle o yâre bağlandım Hasrettim yıllarca, Ege’me ve Egelime Ben ne çok özledim Ege’mi ve Egelimi Hasretleriyle közledim yıllarca ciğerimi İstenirse canımı veririm Ege ve Egelime Ege’nin dağlarındaki yeşil zeytin çok acı mı acı Ölüm Allah’ın emri, ayrılık hasreti ondan da acı Egeli Leyla’dır benim dermansız derdimin ilâcı Ah Egeli, başkaları acımadı, bari sen olsun acı Ah Egelim, Egelim seninle ne edelim Gel de seninle biraz muhabbet edelim Ege’nin bağlarının yaprağı sararmış, güz mü geldi Gözüm seğriyor acep senin başına bir hal mi geldi Ege’nin ovaları olmuş bembeyaz acep kar mı yağdı Bugün kulağım çok çınladı, acep beni o yâr mı andı Görenler sanki kızgın çölde gezen bir Mecnun sandı Yüreğim, yıllarca Leyla’nın hasretiyle kor gibi yandı Şu hayat yolunda düşe kalka yürürken çektim çok acı Çoğu zaman, anam oldu, evdeki benden de çileli bacı Dost ve akrabalar oldular zor günümde birer yabancı Dünya han, kullar hancı, acep ne vakit biter, bu sancı Şair der aslen Egeliyim ama Ege’ye ve Egeliye hasretim Sadece Ege’ye hasret olsam neyse Egelime de hasretim Gelse de yaz yeşillense Ege’min yeşil bağları bahçeleri Kavuşursak Egelimle o an yeşillenir, gönlümün bağları Dağlarında lâle sümbül açar, papatya kokar ovalarında Kuşlar, kelebekler, arılar uçar, bağları ve bahçelerinde Cemreler düşer, nazlı gelin gibi akan çay ve nehirlerine Eğer kavuşsam Leyla’ma, o an cemreler düşer nehrime Hor görmeyin dostlar, Ege’m ile Ege’lime olan ilgime Ben gençliğimi bıraktım, Ege’min bağ ve bahçelerinde Ben gönlümü kaptırdım, o Ege’nin bağ ve bahçelerinde Tâ ezelden beri, hayranımdır Ege’m ve Egeli sevdiğime Bayram TUNCA

Egeli Severse

Sarı tütünümü saraken ince kağıdına, Seni de yüreğim sarmıleyvedi sevgilim. Duygularıma doğru yolculuk yapaken, Sen de vadın yanı başımda sevgilim. Bu yolda doyasına şölü bi gezivecedik, Tüm gaygıları sızlanmıdan çekivecedik, Mutluluğu ortak tasdan içivecedik, Yarı yolda acımeyvedile, durduruvedile, Yüreğime yalnızlık gelepçesi vurduruvedile. Senin ah şu çevrecilik gaygısı, Büyüklerin yeşilcilik sevdası, Netice itibarıynen matımatik paydası, Bana galdı galik büyük saygısı. Gelivecesen gelive galik, bu gıda düşünme, Mecalsiz galıvedim seni gömeye düşümde, Birez osun sen de beni düşün de, Pozitif oluvesin negatiflee, düşünme.
'SEVGİDEM'İ adlı şiir kitabından'

Zafer Öğreten

Egeli Bir Yürek

Egeli bir yürek, Savurur dalgaları elleriyle Coşkuya vurur, Sevgiyi yağdırır suları Suları püskürtür gökkuşaklarına... Şarkılar söyler Hey! Egedir aşkını gizlediği mabet Oturur bakıp bakıp da ağlar Serin sularına karışır hayat... Çerez, rakı, kuşlar... Eski şarkılar denize akar Sularında gömülüdür aşk Sevgiyi söyler damlalarına Buharlaşıp göğe karışır Nefesiyle geri çeker sonra... //Aşk böcüğü desek olmaz Peki deniz böcüğü Böcükleri olur mu denizin// Hayal kurar yaslanır gövdesine Ege'yi seyre dalmış asırlık zeytin ağacının, Barışı söyler gözlerinin buğusu, Silueti döner gelir ak yüzlü sevgilinin... Yalıçapkınları kur yaparlar güzele, Döner, havada bir kalp çizerler, Kıskanır, kaçırır gider, Kuş olur, kucağında nazlı sevda, Açılır sahilden teknesiyle Issız adalara... Adada kuşlar, balıklar olsa da Onlar yeterler birbirlerine, Uzun uzun sessizce bakarlar batan güne, Yıldızları sayarken Uyurlar Elleri ellerinde... Bazen olgun, Bazen çocuk, deli dolu Hayatı koyar ceplerine, Kabarır taşar Dalga gibi uzun uzun Söyler yüreğini Ege'nin... Egeli bir yürek tanırım dostlar Su içine, İçinden su akar...

Eda Keskin

Canım İzmirim

Egenin incisi canım izmirim Gözmü değdi balçıklara belendin Denizinle insanınla nede güzeldin Egenin incisi canım İzmirim Suların yükselmiş sellerin coşmuş Ev yıkmışsın can almışsın coşmuşsun Derdin neydi neye kızdın hırslandın Egenin incisi canım İzmirim Kordonboyu Karşıyaka nede güzeldi Gelinlik kız gibi gözün süzerdi İnsanları ilah varlığın berrak Egenin incisi canım İzmirim Gemilerin üzgün Kaptanın yorgun Suların yükselmiş denizin coşkun Sana damı geldi afet ve vurgun Söyle güzel izmir neden üzgünsün Evlerin yıkılmış Suların kesik İnsanların kırgın Turistin suskun Ceryanın can almış analar yorgun Söyle güzel İzmir neden hırcınsın DÖNER ÖZEKE

Egenin Yüreğinde

Ege Deniz'imizin önce kirliliğine, Sonra boşvermişliğin yazdım serkeşliğine, Kulak vermiş yetkili temizlemiş bağrını, Feryat eden Ege'nin duyunca çağrısını. Yine temiz denizin berraklığı coşacak, Yakamozlar göz kırpıp görünüp kaybolacak, Sevdalılar kıyıda mehtabı seyretmeli, Gitarıyla aşıklar şarkılar söylemeli. Karşıyaka sahili grubun seyir yeri, Bayraklıda esmeli seherin tatlı yeli. Alsancak ve pasaport gezi merkezi olmuş, Hüzün saçan sahiller mutluluklarla dolmuş. Güzelyalıdan sonra Narlıdere sahili, Modern gezi yerleri coşturmuş gönülleri. Ege Deniz'im artık umut ve sevgi kokmuş, Gönüllerin telinde sevgiye mızrap olmuş. Mavi gönlü Ege'min sevimli çocuğusun, Bazan hırçın çırpınır bazan da durulursun. Ege'linin gururu Ege Deniz'im benim, Senle gülüp ağlıyor sana aşık gözlerim. Aşığım dalgaların hırçın çırpınışına, Sonra durup sessizce birden mahzunlaşmana, Seni seyrediyorken dertlerden arınırım, Sanki kanatlanır da yüreğinde uçarım.

Meziyet Ak

Egede Bir Aşk Sabahı

Uyandım bir sabah dalgaların sesinde; Baktım dışarıda deniz sengibi kokuyordu. O gizli kıyılarda rastladım gülüşüne; Daldım ve şimdi çıkıyorum denizinden. Bu günlerde buralar sen kokuyor; Bu sahilde o güzel günlerimiz. Gitmiyor gözümün önünden; Her bu zamanda uğrarım bu sahile. Belki bulurum denizden çıkarırım seni. Biliyormusun bir sabah uyurken; Sen yatıyorsun yanımda sessizce; Bakakalıyorum o melek yüzüne; Unutamıyorum halen. O bira ile balık yediğimiz günü; Ondan sonra saz çalıp; Türküler söylediğimiz. İşte bu sahilde geliyor aklıma; Benim anılarım bu sabah canlanıyor Günler senin hatıranla zor geçiyor Yaşamak ve taşımak zor geliyor Yokluğun acı veriyor bu sabahta İçimdeki çocuk ölüyor sen yoksun Sigaram kömür oluyor ciyerlerime Bir sabah (uyanamıyorum) O Egede bir aşk sabahında.

Fatih Duran

Egeden Esen Rüzgar

Egeden esen rüzgâr sert olur dediler, Dinlemedim onları… Zaten gariptir; Ben hiçbir şey yokken özlüyordum seni, Sanki biz sevgiliymişiz gibi, Aramadığına üzülüyordum, Ama demişlerdi; Sert olurdu İzmir’in rüzgârı, Kırar geçerdi kalbinin kapılarını, Öylede oldu galiba, Kırdı geçti kapıları, Keşke her kırış böyle güzel olsaydı…

Hakan Yandım

Egenin Efeleri

Avına atılan bir kartal gibi Yiğitçe açılmış kollar Sarsıyor her diz vuruşta yerleri Meydan okuyor sanki dünyaya Egenin efeleri Çoştukça çoşuyor her mızrapta Yükseliyor göklere mertlik yiğitlik Göğsüne sığmıyor aşk dolu yürekleri Vakur adımlarla birer dev gibi Harmandalı oynuyor Egenin Efeleri

Süleyman Sönmez

Egeden

Bir ege meltemine uyandı sabah.....Özdere'de... Mandalina ağaçları... Maxima..... duygular... Hazanın son günlerini yaşarken sabah.... ılıktı rüzgar... gün ve güneş eleleydiler..sahilde... denizde maksimum pırıltılar... çakıl taşları topladım... içinde... gümüş..ışıltılar... dalgaların... sakin sesi... vuruyordu sahile.... hazan renkleri... serpilmişti... ben alabildiğine çekerken.. içime....nefis havalarını...egenin.. bir cocuk... denize giriyordu... bahçede nostalji kokuyordu.. hurmalar... şarkılar... 70'li yılları... söylüyordu... duygulardı... sabaha doğan... gözlerim kapalı... Bana... uzun gecenin...içinden kalan

Nevin Kalafatoğlu

Ege Egeli Gibisi

Güler yüzlü can dostu Sıcak kanlı insanı Cennet gibi her yanı Varmı EGE gibisi Varmı Egeli gibisi Zeybeği ve EFE si BERGAMA sı EFES.i İZMİR i dir incisi Varmı EGE gibisi Varmı EGE li gibisi FETHİYE si MUĞLA sı Sahilleri aynası AFYON da kaplıcası Varmı EGE li gibi si Varmı EGE gibi si MANİSA nın bağları Kekik kokar dağları Ne güzeldir yazları Varmı EGE li gibisi Varmı EGE gibisi

Haşim Koç

Olursa Egemde Olsun

Olursa senden olsun İstemem başkasını Egem de olsun tufanlarım Ne olursun Kırık dökük sandal gibi Saklı ve gizli, Barınaktaki yavru gibi Zavallı ve ürkek, Egem de olsun dualarım Ne olursun Olursa candan olsun İstemem başkasını Egem de olsun gözyaşlarım Ne olursun Tufanlarım sende olsun Dualarım sende olsun Gözyaşlarım helal olsun Gülerim ben yine de Gülüşüm canın olsun Olursa da Egem de olsun
15.01.2006

Aysu Dede

Ege Denizi

Sevdiğim uzaklarda,yüreğim çok aç oldu, Derdime bir çare bul,gülüm Ege Denizi. Hasret bir fidan idi, büyüdü ağaç oldu, Her dalının meyvesi ölüm Ege Denizi. Zannetmeki içimde halaylar çekiliyor, Zannetmeki sonbahar ekinler ekiliyor, Her hatırlayışımda gözüme yaş doluyor, Yardan ayrı yaşamak,zulüm Ege Denizi. Dün aramak istedim hatrını sormak için, Aramızdaki dağı bıçakla yarmak için, Seni çok seviyorum diye haykırmak için, Telefona gitmedi elim Ege Denizi. Sevdiğimi söylesem kızar dinlemez diye, Kalbimi kırar belki özür dilemez diye, Benim çektiklerimi o da bilemez diye, Anlatmaya varmadı dilim Ege Denizi. Düşünmüyormuyum ben hasreti yok etmeyi, Ege seni yar için bir süre terketmeyi, Ne kadar da isterdim şimdi kalkıp gitmeyi, Aya gitmekten uzak yolum ege denizi. Bir seneryo yazılmış,ben de oyuncusuyum, Kimbilir aşıkların belki sonuncusuyum, Belki kocaman deniz,belki bir damla suyum, Benim hayatım filim,filim Ege Denizi. Sen de üzüldün belli köpürdü dalgaların, Anladın acısını değil mi uzakların, Sen en sadık dostusun gece karanlıkların, Ruhumun penceresi tülüm Ege Denizi. Öyle takatsizimki yenik düştüm sılaya, Gözbebeklerim dalmış koynundaki şu koya, Kirpiklerim kapanır dalar isem uykuya, Bil ki o uyku değil ölüm Ege Denizi.

Serkan Uçar

Egenin İncisi İzmir

İlk kurşun anıtın inan şahane Güzelliğine kimse bulamaz bahane Bayraklı, Eşrefpaşa, Basmahane Egenin incisi sensin ey İzmir Taş surlu kadife kalen ayakta Şehit kanı vardır bu bayrakta Efemin naşıda bu toprakta Egenin incisi sensin ey İzmir Atam ki yunanı denize sende döktü Söyle Türkün bileğini kim büktü Söyle dağlarına duman mı çöktü Egenin incisi sensin ey İzmir Meryem ana koynunda yatıyor Efes ki güzelliğine güzellik katıyor Sende akşam güneşi farklı batıyor Egenin incisi sensin ey İzmir Denizin ki pırıl pırıl parlıyor Kaptanların konağına gemileri bağlıyor Sularında balıkların çağlıyor Egenin incisi sensin ey İzmir Fuarın ki dünyada yok bir eşi Bu şehrin bir başkadır güneşi Burada gör insanı, dostu, kardeşi Egenin incisi sensin ey İzmir İzmir ki turistlere duraktır Kışları ılıman, yazları ne de kuraktır Verimlidir toprakları, ne de çoraktır Egenin incisi sensin ey İzmir Seni görmeyen bu vatanı gezmemiştir İzmirlim senden başkası şu yunanı ezmemiştir Hangi ressam seni çizmemiştir Egenin incisi sensin ey İzmir İzmirim ki şehitlerin yurdudur Karşıyaka, kordonboyu aşıkların yoludur Bu serdar da Allahın bir kuludur Egenin incisi sensin ey İzmir

Serdar Sayıl

Egenin İncisi

Ege`nin incisi derler ben Ege Deniziyim,Gözünüzde parlayan bir Ege güzeliyim.Aşklar fısıldayan dalgalar serinletir,Egeliler sevgiyle sesime kulak verir.Duydunuz biliyorum Egelilerim beni,Hasretle beklediniz tertemiz denizimi.Temizlerseniz içimi, koklarsınız nefesimi,Nefesimin o tertemiz serinliğini.Kıyılara güzellikler katarak başlayın,Plajlarımda yaşasın mutlu aşıkların,Sonsuz mutluluklarla coşkuya kucak açın,Hatıralarınızda güzelliklerimi sizlerde yaşayın


MEZİYET AK

Ah Egem

Ege’nin dağlarında dağlandım Ege’nin bağlarında bağlandım Ben gençliğimde Ege’me bağlandım Beşik kertmesiyle o yâre bağlandım Hasrettim yıllarca, Ege’me ve Egelime Ben ne çok özledim Ege’mi ve Egelimi Hasretleriyle közledim yıllarca ciğerimi İstenirse canımı veririm Ege ve Egelime Ege’nin dağlarındaki yeşil zeytin çok acı mı acı Ölüm Allah’ın emri, ayrılık hasreti ondan da acı Egeli Leyla’dır benim dermansız derdimin ilâcı Ah Egeli, başkaları acımadı, bari sen olsun acı Ah Egelim, Egelim seninle ne edelim Gel de seninle biraz muhabbet edelim Ege’nin bağlarının yaprağı sararmış, güz mü geldi Gözüm seğriyor acep senin başına bir hal mi geldi Ege’nin ovaları olmuş bembeyaz acep kar mı yağdı Bugün kulağım çok çınladı, acep beni o yâr mı andı Görenler sanki kızgın çölde gezen bir Mecnun sandı Yüreğim, yıllarca Leyla’nın hasretiyle kor gibi yandı Şu hayat yolunda düşe kalka yürürken çektim çok acı Çoğu zaman, anam oldu, evdeki benden de çileli bacı Dost ve akrabalar oldular zor günümde birer yabancı Dünya han, kullar hancı, acep ne vakit biter, bu sancı Şair der aslen Egeliyim ama Ege’ye ve Egeliye hasretim Sadece Ege’ye hasret olsam neyse Egelime de hasretim Gelse de yaz yeşillense Ege’min yeşil bağları bahçeleri Kavuşursak Egelimle o an yeşillenir, gönlümün bağları Dağlarında lâle sümbül açar, papatya kokar ovalarında Kuşlar, kelebekler, arılar uçar, bağları ve bahçelerinde Cemreler düşer, nazlı gelin gibi akan çay ve nehirlerine Eğer kavuşsam Leyla’ma, o an cemreler düşer nehrime Hor görmeyin dostlar, Ege’m ile Ege’lime olan ilgime Ben gençliğimi bıraktım, Ege’min bağ ve bahçelerinde Ben gönlümü kaptırdım, o Ege’nin bağ ve bahçelerinde Tâ ezelden beri, hayranımdır Ege’m ve Egeli sevdiğime

Bayram TUNCA

Ege

Tepelerden değil bulutlardanBulutlardan değil, maviliktenDeğil... Değil, ondan da değilDüşünemediğim uçsuz gök denizlerindenSana iniyorum,Sana geliyorum.Bir küçük renksiz insanım benİniyorum sana Tanrısal güzelliklerdenKarışıyorum cümbüşüne ses, ışık, renkRenk, ışık, ses,Işık, ses, renkSenin de bunlarla mutlu olduğunu hiç bilmeyerek.Varıyorum Ege, bak güzelliğimeBir gözüm sen dolu, bir gözüm gökyüzlerini taşıyorBir elim, İzmir salkımla vatanBir elim, bağbozumu tadımda DianizosSonsuz yanaklarım benim, Efesler yankılıyor.Gör Ege'm sensizliğimiUçuyorum desem, anlatamamEriyorum, bambaşka gök yellerleSeni özlüyorum amaBırakmıyor, yeşille can olan yeşilsiz insanlığımYüreğimi çekiyor ötelere hiç bırakmıyorBen mavi derken, o yemek istiyor.Tepelerden değil, gerçeklerdenİmgeleri bozdum değil mi Ege?Sen, bu akşam tüm güzelliğini soyun daBalık ol, bir tek doyuran balık olGel bizim gecekonduyaGel ha!..Gel de soğan ekmek yiyelim.

İBRAHİM ZEKİ BURDURLU

Egenin Ela Kıyıları

Ege’nin ela kıyılarında
Korkuyla yaşar zeytin ağaçları

Oysa dokunsa bir kız
Bu taraftan
Dökülür meyveleri karşı kıyıya
İncir kuşu devşirdiği incirleri
Taşır da ada vadilerine
Bölüşür Yunan çocuklarıyla

Söyler şiirleri, içli şarkıları
Ritsos ile Theodorakis
LivaneliUçurur kardeşlik türkülerini
Hüzünlü, üzgün sulara

Ege’nin ela tepeleridir yüreğim

İki kıyının güzel çocukları
Tutuşup el ele
Karşılıklı oynayın çelikçomağı
Sirtaki ve ZeybekKöprü olur aranıza

Ege’nin ela kıyılarında
Kucaklaşır sonbahar anıları


MUSA ÖZ

Şansın da Bu Kadarı

Kadının biri, 46 yaşındayken kalp krizi geçiriyor vehastaneye kaldırılıyor. Ameliyat masasındayken, ölüme yakın, birden bir Hayal görüyor.Azraili görüyor ve soruyor: 'Benim saatim geldimi?'Azrail cevap veriyor:'Hayır, senin daha 43 sene, 2 ay vede 8 günün var'.Narkozdan uyandığında, estetik yaptırmaya karar veriyor. Yüzünü gerdirttiriyor, dudaklarını doldurtturuyor vedeGöğüslerini düzelttiriyor.Kısacası: 'Yeniden doğmuş gibi'Daha uzun bir süre yaşıyacağını bildiği için şimdi, o kadar ameliyatın değdiğini düşünüyor. Son ameliyattan sonra, hastaneden tamamen yeni bir insan gibi çıkıyor.Tam karşıdan karşıya geçiyor ki, ambülans çarpıyor. Ölüyor. Cenette Azrail'e soruyor: '40 seneden daha fazla yaşıyacağımısanıyordum! Neden o zaman bana o ambülansın çarpmasını sağlayıp, Beni öldürttün?'Azrail cevap veriyor:'Kız, allah canını almasın ben seni tanıyamadım

Klasik Temel

Temelle oğlu İstanbulu hiç görmemişler ve bir iş için oraya giderler. Küçük köylerinden sonra gördükleri her şeye şaşırır ve hayretler içinde kalırlar. Taksim'de gezerlerken bir otelin içine girerler. bir bakarlar ki demirden duvarlar ve bu duvarlar otomatik olarak açılıp kapanabiliyor. Tabii ki ikisi de şaşırmış. Temelin oğlu babasına sormuş ; "Buba bu ne ya?" Temel hayatında hiç asansör görmediği için şu şekilde yanıtlamış "Oğlum ben böyle bir şeyi hayatımda görmedim, ne olduğunu bilmiyorum." İkisi de büyük bir şaşkınlıkla bu duvarlara bakarken 150 kiloluk şişman bir bayan açılan duvarlardan küçük bir odanın içine girer. Duvarlar yine kapanır ve numaralar birer birer yükselmeye başlar. Daha sonra numaralar küçülmeye başlar. Temel ve oğlu şaşkınlık içindedirler. Birazdan duvarlar yine açılır ve dışarıya 24 yaşlarında çok güzel,seksi, zayıf ve sarışın bir bayan çıkar. Temel gözünü bu bayandan ayırmadan oğluna sessizce ; "Hemen git ananı al ve buraya cetur."

Şnsmı Demeli Şanssızlıkmı

- Babam öldü, demiş Temel.
- İlyas sormuş: Neden öldü?
- Apartmanın sekizinci katının balkonundan düştü.
- Eyvah parçalandı mı?- Yok, girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi.
- Apartmana mı çarptı, nasıl oldu?
- Yok, karşı apartmanın balkonunda çamaşırlar asılı idi. Çamaşır ipine vurup fabrikanın bahçesine düştü.
- Orada mı öldü?
- Yok, fabrika çelik yay fabrikası, bahçedeki yayların üzerine düşüp havalandı yeniden...
- Peki sonra?
- Sonrası ne? Baktık ki yere inmiyor, biz de vurduk onu.

Bebeğimin İlk Sınav Kağıdı İkinci Yazılısı:)

Bebeğim dün 2 yazılısını oldu. Sınav deyince anlamıyo sınav ne diyor. Öğretmeni yazılı kağıdının üstüne tebrik ederim yazmış . Nasıl hoşuma gitti. Bir de imzalattı işte o zaman kendi öğrencilik hayatım aklıma geldi. Hiç sevmemiştim ben ilkokul öğretmenimi onun bir kaç tane öğrencisi vardı diğer öğrenciler ki ben bu gruptayım dış kapının dış mandalından faksızdık. O yüzden çok dua etmiştim kızımın seveceği bir öğretmeninin olmasını ve Öğretmeni tarafından sevilen kollanan gruptan olmasını. Dualarım kabul oldu galiba kızım öğretmenini öğretmenide boncuğumu çok seviyor. İnşallahda hep böyle devam eder. Bebeğim için haftenın en güzel günü bu gün . Çünkü haftada bir gece bizimle yatma hakkı var. Cuma olmasına rağmen biz yat dediğimiz zaman yatıyo. Hafta içide böyle olsa iyi olacak ama neyse:( Yarın cumartesi havanın güzel olmasını ümit ediyorum kızımla gezmek istiyorum çünkü

16 Ekim 2007 Salı

Güneş Batmış Ay Gökyüzünde Gezinmeye Çıkmış

Güneş batmış, ay gökyüzünde gezinmeye çıkmış. Gecelerden bir gece sevgili aynacık bakın neler anlatmaya başlamış…
Uzak memleketlerin birisinde tahtına düşkün, zengin mi zengin bir padişah yaşarmış. Adil olmasına adilmiş ama, burnu kanasa bütün ülkeyi ayağa kaldırırmış.
Birgün öyle hastalanmış, öyle hastalanmış ki; ayağa kalkamaz, sarayının bahçelerinde zevkle gezinemez olmuş. Ülkede ne kadar iyi doktor varsa çağırmışlar. Ne kadar ilaç varsa denemişler, ama bir türlü padişahın hastalığına çare bulamamışlar.
Yaz gelmiş, çiçekler açmış, kuşlar cıvıldaşmaya başlamış. Güneş parıldıyor, herkesi evinden dışarıya çağırıyormuş. Fakat padişahımız, iyileşemediği için bu güzellikleri pencereden seyretmekle yetinmek zorunda kalıyormuş.
Birgün bütün doktorlar bir araya gelerek padişahın hastalığını konuşmaya başlamışlar. Artık onlar da sıkılmış bu olaydan. Çünkü padişah hergün onlara kızıyor, bağırıyormuş:
- Siz ne biçim doktorsunuz. Hepinizi astırmak lazım. Zindanlarda süründürmek lazım. Kafanızı uçurmak lazım…
Doktorlar korkuya kapılmaya başlamışlar bu tehditler karşısında. En kısa zamanda padişahın hastalığına bir çare bulamazlarsa başlarının derde gireceğini seziyorlarmış. Nihayet içlerinden biri meydana çıkarak;
- Arkadaşlar, demiş. Buradan çok çok uzakta bir memleket var. Adı Sevilenya… Orası ilimde ilerlemiş bir memlekettir. Bütün alimler mutlaka oraya gider ve ilmine ilim katarmış. İşte o memlekette yaşayan bir doktorun ünü dünyaya yayılmış. İyileştiremediği hasta, çaresini bulamadığı hastalık yokmuş. Padişahımıza söyleyelim haber salsın çağırtsın onu. Biz de rahatlayalım.
Doktorların hepsi bu fikre katılmışlar ve içlerinden birisini sözcü seçerek padişaha göndermişler. Padişah anlatılanları dinledikten sonra hemen emir vermiş:
- Derhal hazırlıklar başlasın. Yarın sabah yola çıkacak bir birlik oluşturulsun.
En güzel hediyeler, kese kese altınlar doktora verilmek üzere hazırlanmış. Ve ertesi sabah bilinmeyen ülkeye doğru yolculuk başlamış.
Akrep yelkovanı, gece gündüzü, ilkbahar kışı kovalamış yaz gelmiş. Padişahımız her sabah heyecanla uyanır sorar olmuş:
- Geldiler mi?
Çevresindekiler çekinerek cevap verirlermiş:
- Henüz gelmediler padişahımız.
Birgün güneş yüzünü dağların ardından göstermeden, ay yıldızlarla gökten çekilmeden nal sesleri şehrin sokaklarını inletmeye başlamış. Saray kapısı açılmış, muhafızlar hemen doktorlara haber vermişler:
- Birlik geri dönmüştür.
Doktorlar, padişahın hastalığına derman olacak doktorun gelip-gelmediğini öğrenmek için bahçeye inmişler. Arabadan, siz deyin çınar boyunda, ben diyeyim kavak boyunda bir adam inmiş. Bir ân ürkmüşler. Bakışlarında bir baykuş keskinliği varmış. Hürmette kusur etmeden odasını göstermişler, dinlenmesi için. Fakat kabul etmemiş:
- Hastamız nerededir? Bir insan acı çekerken ben nasıl dinlenebilirim!
Doktorlar şaşkın şaşkın padişaha haber salmışlar. Padişah haberi alır-almaz;
- Aman hemen gelsin. Kaç zamandır gözlerime uyku girmez. Acıdan yüreğim duracak sanırım. Hemen gelsin hemen, demiş.
Bu, adı daha önce hiç duyulmamış ülkeden gelen doktor, elindeki ufak çantayla padişahın huzuruna çıkmış. Padişahın ağrıyan bacağını saatlerce incelemiş ve sonra şunları söylemiş:
- Dokuz yaşında bir erkek çocuk bulunmalı. Bu çocuk kesilecek ve midesi bacağınıza sarılacak. Üç gün içinde hiçbir şeyiniz kalmaz, ayağa kalkarsınız.
Padişah, askerlerini böyle bir çocuk bulmaları için göndermiş. Bütün okullar, bütün evler araştırılmış. Ve nihayet dokuz yaşında, çok güzel bir erkek çocuğu bulunmuş.
Askerler çocuğun annesiyle, babasıyla konuşmuşlar, durumu anlatmışlar. Zaten bütün halk padişahın hastalığından haberdarmış. Ama anne ve baba çocuklarının kesileceğine çok üzülmüşler. Ağlamış, sızlanmışlar. Yalvarmışlar. Ama kimse onları dinlememiş. Çocuğun babası vezire gelerek;
- Oğluma kıymayın, demiş. Onun yerine beni öldürün. O benim tek çocuğum. Beni ondan ayırmayın. Ne olur yapmayın bunu!
Vezir, çocuğun babasını karşısına oturtmuş ve şunları söylemiş:
- Sen bir çocuğun mu, yoksa bir padişahın mı ölmesini istersin? Eğer padişahımız ölürse hâlimiz nice olur hiç düşünmüyor musun? Düşmanlarımız memleketimizi istilâ ederler. Bu daha mı iyi? Akılsızlık etme. Sana bin altın veriyorum. Hiç oğlun olmadığını düşün.
Çocuğun babası o kadar altını daha önce birarada hiç görmediği için heyecana kapılmış ve razı olmuş:
- Varsın padişah yoluna öldürülsün benim oğlum, demiş.
Oğlunun karşılığı olarak aldığı altınlarla eve dönmüş. Çocuk, babasına sarılıp ağlamış.
- Beni öldürmeyecekler değil mi, diye sormuş babasına.
Adam oğluna diyecek bir söz bulamamış, susmuş kalmış. Ertesi gün de çocuğun annesi vezirin yanına gitmiş. Yalvarmış, yakarmış. Ama vezir ona da bin altın vererek bu işe rıza göstermesini sağlamış. Çocuğun annesi ağlamayı bırakarak;
- Eh, madem ki hayırlı bir iş için ölecek, ne yapalım ölsün, demiş.
Padişah, anne ve babadan izin aldıktan sonra devrin bilginlerini yanına çağırtmış. Bir de onlardan izin almak istiyormuş. Bazıları bunun yanlış olduğunu söylemişler, bazıları padişahın ölümünden daha hayırlıdır demişler. Sonunda çocuğun kesilmesinde bir sakınca olmadığı kararına varmışlar.
Bütün ülkeye bu olay duyurulmuş. Herkesin dilinde kesilecek çocuk varmış. Kimileri duyduklarına inanamıyor, kimileri çocuğa acıyor, kimileri de padişah iyileşecek diye seviniyormuş.
Kısa zamanda şehrin meydanı hazırlanmış. Halk merasimi seyretmek için meydana toplanmış. Çocuğun annesiyle babası halkın önünde çocuklarının kesilmesine izin verdiklerini, bilginler de çocuğun hayırlı bir iş için öldürüldüğünü söylemişler.
Zavallı çocuk hiçbir şey yapamıyormuş. Kesileceği yere çıkarılmış. Herkese bir bir bakmış ve babasına dönerek konuşmaya başlamış:
- Babacığım, hani ben senin tek çocuğundum. Hani beni çok severdin. Şimdi bensiz ne yapacaksın? O altınlar benim yerimi tutabilir mi?
Çocuk sonra da annesine dönerek konuşmuş:
- Ya sen anneciğim, nasıl izin verebildin biricik oğlunun öldürülmesine! Demek ki beni gerçekten hiç sevmedin. Üzülmeyecek misin?
- Peki siz, sevgili bilginler. Dokuz yaşındaki bir çocuğun öldürülmesinin yanlış olmadığını nasıl söylersiniz? Ben kimsenin canını acıtmadım ki. Padişahımızın hastalığının sebebi de ben değilim. Kimseyi de öldürmedim.
Son olarak padişaha dönmüş:
- Padişahım, iyileşmek için beni öldürüyorsun. Oysa biz seni sığınak kabul ediyorduk. Senin ülkende bunun için yaşıyoruz. Bizi koruduğun için… Demek ki ülkemize bir şey olsa hiçkimse sana sığınamayacak, demiş.
Çocuk bakmış kimse yardım etmeyecek, başını gökyüzüne kaldırmış ve dudaklarını kıpırdatmaya başlamış. Padişah onun bu hâlini görünce sormuş:
- Şimdi ne yapıyorsun?
Islanmış gözlerini padişaha çeviren çocuk, ağlamaklı bir sesle cevap vermiş:
- Sen annemi, babamı, bilginleri razı etmişsin. Bana da sığınabileceğim tek bir yer kalıyor. Yalvarıyorum ki beni kurtarsın. Siz beni anlamıyorsunuz.
Padişah bu sözleri duyunca şaşırıp kalmış ve hatasını farkedivermiş:
- Bırakın çocuğu, demiş. Benim ölümüm bu bacaktan olacaksa olsun.
Bu olaydan sonra padişahın bacağı nedense hiç ağrımamış. Ve padişah çocuğu yanına alarak beraberce güzel bir hayat geçirmişler

Küçük Aşkım Okula Başladı

Bebeğim okula başlayalı tam 37 gün oldu bu gün oysaki ben daha dün doğum yaptım dün ilk kez kucağıma aldım kokusunu içime çektim günler ne kadar çabuk geçiyor. Kızım 7 yaşında oldu bile allah kızlarıma daha nice 7 yıllar göstersin sağlıkla mutlulukla ve HUZURla... Ömrümüzde böyle geçiyor işte göz açıp kapayana kadar . Böyle düşündüğüm zaman işe gittiğim için çok üzülüyorum. Kuzumla daha fazla vakit geçirebilirim diye düşünüyorum Sonra vazgeçiyorum böylesi daha iyi diyorum . Hangisi daha iyi şu an bilemiyorum yıllar sonra anlayacağım galiba.Ama seni çok seviyorum annecim . Annem Babam Ablam Eniştem size söyleyemesemde sizi de çok seviyorum

11 Ekim 2007 Perşembe

Çoban Çocuğu

Bir zamanlar her soruya insanı şaşırtacak cevaplar veren akıllı bir çoban çocuğu varmış. Şöhreti etrafa öyle yayılmış ki, kral da merak edip çocuğu saraya davet etmiş:“Sana üç soru soracağım.” demiş.“Birinci sorum şu: Dünyadaki bütün denizlerde kaç damla su vardır?”“Haşmetli kralım...Yeryüzündeki bütün ırmakların akışını durdurun bir süre...Ben sayarken yanlış olmasın. Sonra ben size denizlerde kaç damla su olduğunu söyleyeceğim...”Bu akıllıca cevaba hayret eden kral ikinci soruyu sormuş:“Gökyüzünde kaç yıldız vardır?”Çoban çocuğu:“Bana büyük bir tabaka kağıt verin.” demiş.Kağıt getirilince, üzerine sayılamayacak kadar nokta koymuş.Sonra kağıdı krala uzatarak:“Bu kağıdın üzerinde ne kadar nokta varsa gökyüzünde de o kadar yıldız vardır.Sayın inanmazsanız.” demiş. Kral son soruyu sormuş:“Sonsuzluk nedir?”“Bizim köyde bir dağ vardır. Yüksekliği, genişliği, uzunluğu tam bir saat çeker.Oraya yüzyılda bir kuş gelir ve gagasını bir kayaya sürter. Bütün dağ yok oluncaya kadar, sonsuzluğun yalnız bir saniyesi geçmiş olur.Gerisini siz hesaplayın...”Çocuğun zekasına hayran kalan kral:“Sen bütün sorduklarıma bir bilgin gibi cevap verdin.Şimdiden sonra benim sarayımda oturacak ve öz oğlummuş gibi saygı göreceksin.” demiş.

10 Ekim 2007 Çarşamba

İyi Kalpli Kız

Issız bir ormanın kıyısındaki küçük bir kulübede karısı ve üç kızıyla birlikte oturuyormuş. Bir sabah yine işine giderken karısına demiş ki "Bugün öğle yemeğimi büyük kızla ormana gönder. Çünkü öğleye kadar işimi bitiremeyeceğim. Kız yolunu şaşırmasın diye yanıma bir torba darı alıp yollara serpeceğim." Güneş ormanın tepesine kadar yükselince, kız bir tas çorbayla yola çıkmış. Fakat ormanlarda, kırlarda uçuşan serçeler, çayır kuşları, ispinozlar, kara tavuklar, kanaryalar darı tanelerini çoktan toplayıp yemişlermiş. Bu yüzden kız yolu bulamamış. Gün batıncaya, gece oluncaya kadar sağ ve esen dolaşıp durmuş. Gecenin karanlıkları içinde ağaçlar uğulduyor, baykuşlar ötüyormuş. Kızın içine bir korku girmeye başlamış. O sırada uzakta, ağaçların arasında parıldayan bir ışık görmüş. "Orada insanlar olsa gerek. Bunlar beni gece yanlarında misafir ederler" diye düşünmüş; ışığa doğru ilerlemiş. Çok geçmeden bir evin önüne varmış. Pencerelerinde ışık görünüyormuş. Kız kapıyı çalmış. İçeriden boğuk bir ses "gel" diye bağırmış. Kız evin karanlık taşlığına girmiş. Odanın kapısını vurmuş. Aynı ses "girsene içeri" demiş. Kız kapıyı açtığı zaman saçı sakalı bembeyaz bir adamın masanın başında oturduğunu görmüş. Adam yüzünü iki eliyle kapamışmış. Ak sakalı masanın üzerinden yere kadar uzanıyormuş. Sobanın yanında üç hayvan uzanmış, yatıyormuş: küçük bir horoz, mini bir tavuk, alaca tüylü bir inek.. Kız başından geçenleri yaşlı adama anlatmış. Geceyi geçirmek için ondan bir yer istemiş. Adam hayvanlara seslenmiş "güzel tavuk, güzel horoz, alacalı güzel inek! Ne dersiniz buna siz? " Hayvanlar hep bir ağızdan "bizce uygun" demişler. Yaşlı adam kıza dönerek "burada her şeyden bol bol var! Haydi ocağa git, bize akşam yemeği pişir" demiş. Kız mutfakta ne aradıysa bulmuş. Güzel bir yemek pişirmiş, ama hayvanları hiç düşünmemiş. Doldurduğu tabakları sofraya getirip koymuş. Ak saçlı adamın yanına oturmuş, karnını tıka basa doyurduktan sonra "o kadar yorgunum ki demiş, uzanıp uyuyacağım yatak nerde? " Hayvanlar seslenmişler "onunla yedin içtin bizleri düşünmedin. Geceyi nerede geçirirsen geçir! Bunun üzerine yaşlı adam "haydi merdivenden yukarı çık. Orada iki yataklı bir oda göreceksin. O yatakları düzelt, beyaz keten çarşaflarını yay. Biraz sonra ben de gelip yatarım" demiş. Kız yukarı çıkmış. Yatakları düzeltip çarşaflarını yaydıktan sonra, yaşlı adamı beklemeden, bunlardan birinin içine girip uzanmış. Bir süre sonra ak saçlı adam gelmiş. Elindeki ışığı kızın yüzüne tutmuş. Başını sallamış. Kızın derin uykuda olduğunu görünce döşemedeki kapağı açmış. Kızı, odanın altındaki mahzene indirmiş.Akşam üstü ortalık kararırken oduncu evine dönmüş. Kendisini bütün gün aç bıraktığı için karısına çıkışmaya başlamış. Kadın "benim suçum yok. Kız yemeği alarak çıkıp gitmişti... Herhalde yolunu şaşırmış olacak..Sabahleyin dönüp gelir." Oduncu güneş doğmadan kalkmış. Yine ormana gidecekmiş. Bugün de öğle yemeğini ortanca kızın getirmesini tembih etmiş: "Yanıma bir torba mercimek alıyorum. Taneleri darınınkinden iridir. Kız bunları daha iyi görür, yolunu şaşırmaz!" Öğle üzeri kız yemeği alıp yola çıkmış. Fakat mercimekler ortada yokmuş. Ormandaki kuşlar bunları da, dünkü gibi, yiyip bitirmişlermiş. Kızcağız bütün gün ormanda dolaşıp durmuş. Akşam olunca o da yaşlı adamın evine varmış. İçeri alınmış. Yiyecek bir şeyle, yatacak bir yer istemiş. Ak saçlı adam yine hayvanlara sormuş. "Güzel tavuk, güzel horoz, alacalı güzel inek! Ne dersiniz buna siz?" Hayvanlar aynı yanıtı vermişler "bizce uygun" demişler. Bundan sonra her şey bir gün önceki gibi olmuş: Kız güzel yemekler pişirmiş. Yaşlı adamla birlikte yemiş, içmiş; fakat hayvanları düşünmemiş. Yatacağı yeri sorunca hayvanlar "onunla yedin içtin..Bizleri düşünmedin.. Geceyi nerde geçirirsen geçir!" Kız uykuya dalınca yaşlı adam gelmiş. Kafasını sallayarak kızı seyretmiş. Onu da mahzene indirmiş.Üçüncü gün sabah oduncu karısına demiş ki bugün bana yemeği küçük kızla gönder! Bu çocuk her zaman usludur, söz dinler. Herhalde dosdoğru yoluna gidecek, öbür haylaz kardeşleri gibi ormanda dolaşıp durmayacak!" Fakat annesi bu kızını da göndermek istemiyormuş. "En sevgili yavrumu da mı yitireyim?" demiş. Adam da "merak etme, kız yolunu şaşırmaz! Bu kez bezelye götüreceğim. Yollara serpeceğim. Bunlar mercimekten daha iridirler. Ona yolu gösterirler." Fakat kız kolunda bir sepetle yola çıktığı zaman kuşlar bezelyeleri yiyip bitirmişlermiş. Kızcağız nereye gideceğini şaşırmış. Üzüntü içindeymiş. Babasının acıkacağını, yiyecek bir şey bulamayacağını, gecikirse anneciğinin merak edeceğini düşünüyormuş. Sonunda ortalık kararınca uzaktaki ışığı görmüş. Ormandaki evin yanına varmış. Geceyi orada geçirmesini güler yüzle rica etmiş. Ak sakallı adam yine hayvanlara sormuş "güzel tavuk; güzel horoz, alacalı güzel inek! Ne dersiniz buna siz.?" Onlar da bir ağızdan "bizce uygun" demişler! Bunun üzerine kız, önünde hayvanların yattığı sobaya doğru gitmiş. Tavukla horozun parlak tüylerini okşamış. Alaca ineğin alnını hafif hafif kaşımış. Yaşlı adamın isteği üzerine güzel bir çorba pişirmiş. Tasa koymuş. Sofraya getirmiş. Sonra "ben karnımı doyururken bu hayvancıklara hiçbir şey yok mu? Dışarıda her şeyden bol bol var. Önce onlara yiyecek getireyim" demiş. Dışarı çıkmış; arpa getirerek tavukla horozun önüne serpmiş. İneğe de bir kucak dolusu güzel kokulu saman vermiş: "Afiyetle yiyin sevgili hayvanlar! Susadığınız zaman içersiniz diye size serin su da getireyim" demiş. Bir kova su getirmiş. Tavukla horoz hemen kovanın kıyısına sıçramışlar, gagalarını suya daldırmışlar; sonra kafalarını havaya kaldırmışlar. Böylece su içmeye başlamışlar. Alaca inek de bu sudan kana kana içmiş. Hayvanlar yemlerini yiyince kız, yaşlı adamın yanına giderek sofraya oturmuş. Ondan artan yemekleri yemiş. Çok geçmeden tavukla horoz başlarını kanatları arasına sokmaya başlamışlar. Alaca inek de gözlerini kapamış. Bunun üzerine kız "artık ben de dinlenmeliyim" demiş. Kız merdivenlerden çıkmış, yatağı düzeltmiş, tertemiz örtüler örtmüş. İşi bitince yaşlı adam gelmiş, yataklardan birine yatmış. Ak sakalı ayaklarına kadar uzanıyormuş. Kız ikinci yatağa girmiş, duasını etmiş, uykuya dalmış. Küçük kız gece yarısına kadar rahat bir uyku uyumuş. Fakat ondan sonra evin içinde bir karışıklık olmuş. Evin köşe bucağından gıcırtılar, çıtırtılar duyuluyormuş. Kapılar kendiliğinden açılıyor, duvarlar yumruklanıyormuş. Tavanın kirişleri yerlerinden fırlayacaklarmış gibi büyük bir gürültü olmuş. Az sonra daha güçlü bir çatırtı duyulmuş. Bu kez de evin damı çöker gibi olmuş. Sonunda her yanı yine sessizlik kaplamış. Keza hiçbir şey olmamış. Yattığı yerden kımıldanmamış, yine uykuya dalmış.Sabahleyin ortalık aydınlandıktan sonra uyandığı zaman bir de ne görsün? Kendisi büyük bir salonun ortasında yatıyormuş. Kız sanki bir saraydaymış. Duvarlarda yeşil ipekten fon üzerinde altından çiçekler fışkırıyormuş. Yatak fil dişindenmiş. Üstündeki yorgan kırmızı kadifedenmiş. Yanındaki bir sandalyenin üzerinde incilerle işlenmiş bir çift terlik duruyormuş. Kız bunları düşte gördüğünü sanmış. Fakat içeriye çok şık giyinmiş üç uşak girmiş. Ne gibi buyrukları olduğunu sormuşlar. Kız "gidin, şimdi yataktan kalkacağım, yaşlı adama çorba pişireceğim. Güzel tavukla güzel horoza, alacalı güzel ineğe de yem vereceğim." Kız yaşlı adamın kalktığını sanıyormuş. Onun yatağına bakmış. Fakat yatakta yaşlı adamın yerine yabancı bir erkek yatıyormuş. Dikkatle bakınca bu adamın hem genç, hem de güzel olduğunu görmüş. Adam uyanmış. Yatakta doğrulmuş "ben bir prensim demiş, kötü bir cadı beni ak saçlı, ak sakallı bir yaşlı kılığına sokarak ormanda yaşamaya zorlamıştı.Bir tavuk, bir horoz ve alacalı bir inek kılığında üç uşaktan başka hiç kimse benim yanıma gelemiyordu. Eski durumuma dönmem için yalnızca insanlara değil; hayvanlara da iyilik etmeyi seven, temiz yürekli bir kızın yanıma gelmesi gerekti. İşte bu kız sen oldun. Cadının yaptığı tılsım, bu gece yarısı senin yardımınla bozuldu. Eski orman kulübesi yeniden sarayıma dönüştü."Yataktan kalkınca prens üç uşağını kızın ana-babasına yollamış. Onları düğüne çağırmış. Bu sırada kız "ama benim öbür kız kardeşlerim nerede?" diye sormuş. Oğlan yanıt vermiş: "Onları mahzene kilitledim. Sabahleyin ormana götürülecekler. Kötü huylarını düzeltinceye, zavallı hayvanları aç bırakmayıncaya kadar bir kömürcüye hizmetçilik edecekler!..."
alıntı

9 Ekim 2007 Salı

Bir bayram daha bitti... Yaşanmişların arasında sadece anısı kaldı. Bazen keder veren bazende mutluluk veren acı tatlı yaşanılanlar gibi. Hayat bazen ne kadar acımasız davranıyo insana yada hayat mı insanlarmı olaylarmı tam olarak bilemiyorum. 8 yıl oldu Ankaraya taşınalı daha dün gibi olmasına rağmen . O güne geri dönebilecek olsam tekrar ankaraya tayin istemeyi düşünürmüydüm bilemiyorum ama şu an zor geliyor. Belkide yeni bayramdan çıktığımız için böyle düşünüyorumdur. Özellikle bayramlarda uzaklıktan dolayı içimin daha bir acıdığını hissediyorum. Oysa ki alıştığımı sanıyordum . Ailemle aynı havayı soluyamamak aynı yağmur altında ıslanamamak güneşimizin aynı anda doğup aynı anda batması derin derin nefes aldığımda rüzgarla karışan deniz yosun kokusu . En önemliside kızlarımın yani burcum ve busemin ilk aşık olmalarını yaşadıkları küskünlükler sonrası yorgun ruhlarını genç kız olmaya adım attıkları günlerdeki heyecanlarını ben göremiyorum Kısacası özledim hepsini çok özledim. Oysa ki böyle düşlememiştim ben ablamla kızlarımızı birlikte büyütecektik aynı zamanda birbirimizin en iyi dostu olacaktık. Gene de şanslıyım burada gerçek dost diyebileceğim emoş demoş selva pınar var. Bir tanem göz bebeğim tatlı boncuğum var . Bayramda o da çok mutluydu . Çünkü gezmeğe gitti çünkü evimize misafir geldi . Çocuklar için mutluluğun tarifi ne kadar basit olabiliyor bazen. Küçük aşkım bana hep keşke bizde sihir yapabilseydik der keşke anneciğim keşke yapabilseydik olağanüstü güçlerimiz olsaydı da istediğimiz an özlediklerimizin yanında olabilseydik.

8 Ekim 2007 Pazartesi

Haylaz Gencin Sihirli Fasulyeleri

Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir delikanlı olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlığını, Süt Beyazı isimli ineklerini satmaya karar vermiş. Oğluna ineği pazara götürüp satabileceği en iyi fiyata satmasını söylemiş. Dalikanlı pazara giderken yolda tuhaf bir yaşlı adama rastlamış. Yaşlı adam ineğe bir göz atmış ve delikanlıya, “Bak çocuğum, bana bu ineği verirsen karşılığında sana çok değerli şeyler veririm,” demiş. Sonra cebinden beş fasulye tanesi çıkarmış.
“Fasulye tanesi mi?” demiş delikanlı tereddütle.”“Ama bunlar sihirli,” demiş yaşlı adam. Adam öyle deyince bu iş delikanlının aklına yatmış ve fasulyeler karşılığında Süt Beyazı’nı yaşlı adama vererek yaptığı değiş tokuştan memnun, eve dönmüş. “Anne! Bak elimde ne var!” diye seslenip olanları anlatmış delikanlı eve dönünce. Ama annesi ona çok kızmış. Fasulye tanelerini dışarı, eline geçirdiği tavayı da delikanlıya fırlatmış. Sonra da ceza olsun diye onu odasına yollamış ve ona yemek vermemiş. Sabah olunca delikanlı gözlerine inanamamış. Yatak odasının penceresinden, dışarıda bir bitkinin hızla büyüdüğünü görmüş. Bu ne bir ağaç, ne de dev bir ayçiçeğiymiş; göğe doğru büyümüş sihirli bir sırık fasulyesiymiş. Delikanlı hemen pencereden sarkıp sihirli fasulyeye tutunmuş ve tırmanmaya başlamış.
Yarım saat sonra kendini, her şeyin normalden daha büyük olduğu garip bir ülkede bulmuş. Tarlaların ötesinde çok büyük bir ev varmış. Delikanlı evin yanına gidip kapıyı çalmış. Kapıyı bir kadın açmış. “Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sormuş delikanlı. “Var,” demiş kadın. “Ama dev kocam gelince ortadan kaybolman gerek. Çünkü çocuklara hiç dayanamaz, onları hemen yer.” Delikanlı tam bir şeyler yemek üzere sofraya otururken dışarıdan birinin gür bir sesle şunları söylediğini duymuş:
“Fee-fi-fo-fum,işte bir çocuk kokusu duydum.Ölü de olsa, diri de olsa güzeldir onları yemek.Kemiklerini öğütür, yaparım kendime ekmek.”
“Fırına saklan. Hemen!” demiş kadın delikanlıya. Sonra da kocasına, “Ne çocuğu hayatım, dün kediye verdiğim et parçalarının kokusunu aldın herhalde,” diye seslenmiş. Yemekten sonra dev kese kese altınlarını saymaya başlamış. Kısa bir süre sonra altın saymaktan yorulup uykuya dalmış. Delikanlı saklandığı yerden çıkıp bir kese altın almış. Keseyi sihirli fasulyesinden aşağıya atmış, ardından fasulyenin sırığına tutuna tutuna aşağıya inmiş. Annesi artık şanslarının döndüğüne bir türlü inanamamış. Ama birkaç ay sonra ellerindeki tüm altınlar bitmiş. Delikanlı tekrar sihirli fasulyesine tırmanarak devin yaşadığı ülkeye gitmiş. Devin karısı bu kez ona kuşkucu bir şekilde davranıyormuş.
“Geçen gelişinde bir kese altınımız kayboldu,” diye iğnelemiş onu. Ama yine de delikanlıyı içeri almış. Çok geçmeden dev çıkagelmiş. “Fee-fi-fo-fum,” diye bir şarkı söylüyormuş. Bunu duyan delikanlı hemen yine fırına saklanmış. “Ne çocuğu, hayatım,” demiş devin karısı. “Dün yediğin piliç haşlamanın kokusunu duydun herhalde. Sen etli böreğini yemene bak!”
Yemeğini bitirdikten sonra dev, karısına, “Kadın, bana tavuğumu getir,” demiş. Karısı hemen tavuğu getirmiş. “Yumurtla!” diye emretmiş dev ve delikanlının hayret dolu bakışları altında tavuk altın bir yumurta yumurtlamış. Tabii delikanlı tavuğu da alıp evine götürmüş. Delikanlı ile annesi böylece zengin olmuşlar. Ama bir yıl sonra çocuk şansını bir kez daha denemeye karar vermiş ve tekrar sihirli fasulyesine tırmanmış. Bu sefer eve, devin karısına görünmeden girip, bir bakır tencerenin içine saklanmış. Dev girmiş içeri. “Fee-fi-fo-fum,” diye başlamış yine tekerlemesine. “Eğer bu yine o lanet olası çocuksa, fırına bak hayatım, kesin oradadır,” demiş karısı. Delikanlı orada değilmiş tabii ki.
“Buralarda bir yerde, eminim,” diye gürlemiş dev, ama karısıyla birlikte evin altını üstüne getirmelerine rağmen onu bulamamışlar. Bu sefer dev yemekten sonra altın bir harp çıkarmış ortaya. “Söyle!” diye emretmiş ve harp ninniler söyleyip onu uyutmuş. O an delikanlı bu harpı her şeyden çok istediğini anlamış. Horlamakta olan devin dizine tırmanmış, masaya atlamış ve harpı kapmış. “İmdat!” diye bağırmış harp. Delikanlı, sırtında harp, masadan aşağıya atlamış. Dev peşine takılmış. Delikanlı sihirli fasulyesini yarıladığında harp, “İmdat!” diye bağırmış yine. Dev delikanlının peşinden sırık fasulyesine atlamış. Delikanlı aşağıya ulaşınca, “Anne! Çabuk bir balta getir,” diye bağırmış. İkisi birlikte sihirli fasulyeyi baltayla kesmeye başlamışlar. Bir süre sonra sihirli fasulyeyle birlikte dev de yere düşmüş ve anında ölmüş.
“Üf!” demiş çocuk. “Az kalsın gidiyorduk!” O günden sora delikanlıyla annesi zenginler gibi yaşamışlar. Onlar söyledikçe tavuk altın yumurta yumurtluyormuş. İnsanlar altın harpı dinlemek için onlara para ödüyorlarmış.
alıntı